30-31 Mayıs 1998 tarihlerinde ABD’de Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü bir toplantı düzenledi. Eski CIA Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller ile ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi Prof. Henry Barkey, toplantıda senaryolarını açıkladılar.
Senaryoya göre “Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum’da cuma namazında camilerde bombalar patlayacak. Ayaklanan halk, valiliklere, kaymakamlıklara yürüyecek. Polis halkın önüne geçemeyince askeri birlikler devreye girecek. Laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması patlak verecek. Ağırlıklı olarak Sünnilerin safına geçen polis, askeri birliklerle çatışmaya girecek. Radikal İslamcılar, ayrılıkçı Kürtlerle birleşerek orduya karşı silâhlı mücadeleye başlayacaklar. Orduda çözülmeler baş gösterecek.”
Toplantıda bu olaylar sonrasında ABD’nin Türkiye’ye nasıl müdahale edebileceği de tartışıldı.
O zaman Türk basınına da yansıyan bu “kıyamet senaryosu”nun asıl hedefi, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne gözdağı vermekti.
Daha sonra Yunanlı bakan Teodoros Pangalos da “Bir gün Türkiye’de halk ayaklanması olacak ve Türkiye’ye demokrasiyi getirecek” diyecekti.
* * *
CIA, benzer senaryoları, 12 Eylül’den önce Kahramanmaraş, Malatya, Çorum, Hatay gibi illerimizde uyguladı.
Çorum’da 4 Temmuz 1980 Cuma günü Ulucami’de hoca vaaz verirken, bir kişi camiye girerek, “Alaaddin Camii’ni yaktılar” diye bağırdı. Diğer camilere girenler de “Komünistler, Aleviler, Alaaddin Camii’ne bomba koydular!” diyordu. Aynı anda Alevi mahallelerinde de “Faşistler sizi öldürmeye geliyorlar” diye kışkırtma yapanlar vardı.
TRT’de, “Çorum’da Alaaddin Camii’ne bomba atılması ve dışarıdan ateş edilmesi üzerine meydana gelen olaylarda ilk belirlemelere göre dört kişi öldü” haberi verildi ve saat başı haber tekrarlandı. TRT Çorum muhabiri böyle bir haber geçmediğini açıkladı.
Olayları sahneye koyan kişi Alexander Peck adlı CIA ajanıdır. Hedef, 12 Eylül darbesine zemin hazırlamaktır.
* * *
Demek ki cami bombalamak fikri, bir CIA tasarımıdır. Böyle şeytani bir plân Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir vatandaşının aklından geçmez. 11 Eylül olayında kendi kulelerine sivil uçakları çarptıran da CIA’dır! Benzer bir olayı, Anıtkabir’de bir tören sırasında yapmayı da planlamışlardı!
Irak’ta ABD-İngiltere ve İsrail istihbarat servisleri, kendi kontrollerindeki terör gruplarına türbe-cami bombalatıp Şii-Sünni savaşına yol açmışlardır.
Taraf gazetesinde yayınlanan Balyoz planı, bana bunları hatırlattı. İstanbul’daki bütün ilgili subayların katıldığı bir seminerde cami bombalamak gibi CIA plânlarının tartışılması düşünülemez. Dolayısıyla Fatih ve Bayazıt camilerine bomba atılması, böylece darbe zemini meydana getirmek senaryosu, harp oyunları plan tatbikatına sonradan eklenmiştir. Ekleyen de konuyla ilgili cd’leri Taraf gazetesine verenlerdir.
KAYNAK: Aslan Akbulut
24 Ocak 2010 Pazar
ABD, ATATÜRK ÖLÜNCE NE YAPTI?
Tarih: Şubat 1923
Yani; Kurtuluş Savaşından dört ay sonra,
Yani; Cumhuriyetin ilanından dokuz ay önce.
Mustafa Kemal, Amerikan milletine hitaben,
Lozan Konferansının kesintiye uğramasının ardından,
ABD Senatosuna aşağıdaki mektubu göndermiştir:
“Büyük Amerikan Milletine,
Siz zulüm ve zorbalığı kendi vatanınızdan uzaklaştırdınız.
Siz, uzun ve kanlı bir mücadeleden sonra kendi özgürlük ve bağımsızlığınızı
kazanarak halk egemenliğine dayanan demokratik bir devlet ve güçlü bir uygarlık kurdunuz.
Yer kürenin diğer tarafında diğer bir ulus var ki, o da aynı özgürlük, aynı bağımsızlık ve aynı demokrasi uğrunda mücadele ediyor, kan döküyor.
Bu ülkünün arılık ve yüceliğine karşı düşüncelerinizi yanıltmak istiyorlar.
Bu propagandayı yapanlar, ya birtakım cahil tutucular veya yeni kazandığımız
özgürlüğü kaldırmak ve bizi ondan mahrum etmek isteyen gizli ve açık düşmanlarımıza alet oluyorlar.
Yalanlara ve iftiralara inanmayınız.
Özgürlük ve bağımsızlık uğrunda savaşan ve tıpkı sizler gibi dünyada ilerleme ve adaleti sağlamak için samimi bir surette mücadele eden Türk halkına kalbinizi açık bulundurunuz.”
Gazi Mustafa Kemal
Bu mektup, Amerikan Senatosu'nun 26 Şubat 1923 günkü oturumunda,
Senatör Mr. Oven'in önerisi üzerine, okunarak zapta geçirilmiştir.
Bundan dört hafta sonra, Mustafa Kemal, ünlü 'TIME' dergisine kapak olmuştu..
------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- ---------
--------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- -
Bu 'Dostluk eli'ne, en anlamlı cevap, tam onbeş buçuk yıl sonra geldi.
10 Kasım 1938'de, Türk Milleti, acıların en büyüğünü yaşıyordu, Atatürk ölmüştü.
Durum, bütün ülkelere resmen bildirildi.
Afganistan'dan Finlandiya'ya, Japonya'dan Letonya'ya kadar
bütün ülkeler cenazeye en üst seviyede heyetlerle katılacaklarını bildirdiler.
Atatürk'ün en çok savaştığı ülke İngiltere, özel bir zırhlı ile gönderilen ve
başında, onun Anafartalar' da denize döktüğü kıtaların komutanı Mareşal Lord Birdwood
ve İngiltere'nin Akdeniz Filosu Başkomutanı Oramiral Dudley Pound olmak üzere
kalabalık bir heyet ve12 subay 160 erlik bir tören kıtası ve 56 mevcutlu bir bando
ile katılırken, ''düşman'' Yunanistan, başında Başbakan Metaxas olmak üzere,
12 kişilik yüksek bir heyetle cenaze töreninde bulunacağını açıkladı.
ABD'den ise, uzun süre cevap gelmedi.
Sonunda, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi,
18 Kasım 1938'de, Ankara'daki Büyükelçiliği'ne gönderdiği yazıda,
törende ABD'yi, sadece Büyükelçi'nin temsil edeceğini bildiriyordu.
Yazıda, asıl enteresan olan ifade, şöyle idi:
“ABD büyükelçiliği'nden alınan bir telgrafta
Amerikan hükümeti adına cenaze töreninde kullanılmak üzere,
300 dolarlık bir çelenk yaptırılması için büyükelçiliğe yetki verilmesi önerilmiş,
ancak ABD dışişleri bakanlığı bu bedeli yüksek bulduğundan,
büyükelçiliğe 200 dolar harcama yetkisi verilmiştir.”
Not: ABD, Lozan Antlaşması'nı tanımayan ilk ve tek ülkedir...
14 Ocak 2010 Perşembe
ENTELLEKTÜEL FAHİŞE!!
Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz.
Solcu, Marks'ın arkadaşı gazeteci Swinton, 1880 'lerde New York Times'ta yazıyor.
Gazete bir yahudi tarafından satın alındıktan sonra düzenlenen toplantıda, davetli
gazeteciler basının onuruna kadeh kaldırmak üzere kürsüye çağırıyorlar onu. Swinton
elindeki kadehiyle kürsüye çıkıyor. Çıt yok...
Ve tarihi cümleler dökülüyor bir bir ağzından.
"Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika'da "Özgür bağımsız basın" diye birşey
olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz biz de...." diye başlıyor sözlerine;
"Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya
kalktığınızda yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünkü. Çalıştığım
gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık
bir ücret ödüyorlar. İçinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır.
Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş
arıyor olacaktır. Gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin
verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek,
düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek,
kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu
satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de… Öyleyse şimdi burada "bağımsız özgür
basının" (!) "şerefine" (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler,
sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri
çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız...
Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz.
Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. Bizler
entellektüel fahişeleriz.”
Not: Swinton toplantıyı şaşkın bakışlar arasında terk etti.. Gazeteden istifa etti
ve kimseden para almaksızın 'John Swinton's paper diye tek yapraklı bir "gazete"
çıkartmaya başladı.
VAHİDETTİN'İN AMERİKAN BAŞKANINA MEKTUBU
Vahdettin ile ilgili sık sık tartışmalar gündeme gelir. Son olarak kamuoyu birkaç sene “Vahdettin hain miydi değil miydi” yönünde bir tartışmanın içinde bulmuştu kendini. Bu tartışmalar sık sık gündeme gelmeye devam edecek gibi görünüyor. Vahdettin’in dönemin ABD Başkanı John Calvin Coolidge’e gönderdiği mektup ise çok tartışılacağa benziyor.
Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. İhsan Güneş’in Ankara Üniversitesi Dergisi’nde de yayımlanan yazısında Vahdettin ile ilgili çarpıcı bilgiler yer alıyor. Güneş’in verdiği bilgiye göre mektup, San-Remo’da Padişah Vahdettin tarafından yazılmış ve Halis Reşat Bey tarafından Paris’te bulunan Amerikan elçiliğine teslim edilmiştir.
Elçilik de bu mektubun orijinalini ve İngilizce çevirisini I5 Nisan 1924 tarihli yazısıyla Washington’a göndermiş. Mektup Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Arşivi’nde
86700/1788 numarada kayıtlı.
http://www.haberiniz.com/index.php?option=com_content&view=article&id=6155:vahdettinin-amerikan-bakanna-mektubu&catid=137:poltka&Itemid=214
İşte Vahdettin’in ABD Başkanı’na gönderdiği mektup:
Amerika Cemahir-i Müttefikiye Reisi Mösyo Coolidge Cenablarına
Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı Saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum.
Bu süresiz uzaklaşmanın, babadan kalma sahip olduğum Saltanat ve Hilafet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm.
Şöyle ki;
İslam Hilafetinin Osmanlı Saltanıtından soyutlanması ve ayrılması ve Hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir.
Bu ancak tüm İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur.
İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar herhangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkumdur.
Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol açacaktır.
Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır.
Hanedanımın ileri gelenleri aleyhinde Ankara meclisi tarafindan kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanım bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir.
Bu konuda yüce kişiliğiniz ve cumhuriyet hükümetiniz tarafindan olanaklar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur.
Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz eylerim.
13 Mart 1924
Mehmed Vahideddin
Kaynak: http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/33/254.pdf
8 MERMİ NEDEN 'SÜRAT KARGO'! İLE GÖNDERİLDİ VE REFERANSLARI KİMLER?
Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Başkanlığı’nda arama yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Hakim Kadir Kayan ve soruşturmayı yürüten savcı Mustafa Bilgili’ye 8’er adet mermi gönderildi. Mermilerin olduğu paket Sürat Kargo firmasına sahte bir adres ve isim gösterilerek verilmişti. Bu nedenle paketi veren kişiye henüz ulaşılamadı. Olayda Kadir Kayan’a dönük bir tehdit olduğu iddiası ortaya atılırken, kimi yorumcular da böyle bir gönderinin komplo olduğu üzerinde duruyor.
Peki hakim Kadir Kayan’a bu mermileri gönderenler neden Sürat Kargo’yu tercih etti?
Neden posta ile göndermedi?
Ya da başka bir kargo şirketini tercih etmedi?
Sürat Kargo daha önce de gündeme gelmişti
Sürat Kargo’nun adı son dönemde Fethullah Gülen Cemaati ile beraber anılıyor.
Okullarda ücretsiz olarak verilen ders kitaplarının dağıtılması ve okulların evraklarının taşınması işinin Sürat Kargo’ya verilmesi meclisin gündemine gelmişti. CHP Antalya Milletvekili Osman Özcan, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e konu üzerine soru önergesi vermişti. Özcan soru önergesinde: “Halk Eğitim Müdürlükleri'ne gönderilen bir genelge ile Açık Liseler'e yapılan başvuruların Sürat Kargo ile yapılması istenildi mi? Sürat Kargo ile Zaman Gazetesi arasında bir bağlantı var mıdır? Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, Sürat Kargo'ya 2005'ten bu yana ne kadar ödeme yaptı?” diye sordu.
Sürat Kargo’nun kurumsal tanıtımları Zaman Gazetesi’nde geniş yer buluyor.
Referanslar ve cemaat
Sürat Kargo’nun ''http://www.suratkargo.com.tr'' adresli internet sitesinde referansları ise dikkat çekiyor.
Bu referanslar arasında cemaate yakınlığıyla bilinen Zaman gazetesi (Feza Gazetecilik A.Ş), Bank Asya, Samanyolu Televizyonu Pazarlama (Dünya Pazarlama), Samanyolu TV, NT Kitap Kırtasiye, Kanal 7, Yimpaş Holding, Deniz Feneri Derneği gibi kuruluşlar bulunuyor.
Hakim ve savcıya gönderilen 8 merminin postalandığı şirket, ilişkileri ile dikkat çekiyor
'ABD ŞİRKETLERİ NAZİLERİ DESTEKLEDİ' DİYEN OLİVER STONE YENİ BİR BELGESELLE ORTALIĞI KARIŞTIRACAK
'Amerikan şirketleri Nazileri destekledi" diyen Oliver Stone ortalığı karıştıracak.
Üç Oscar'lı film yönetmeni Oliver Stone, 'Önyargılar ve yalnışlıklar içeren geleneksel tarihin panzehiri' olacağını söylediği bir belgeselle ortalığı karıştırmaya hazırlanıyor.
Amerikalı ünlü yönetmen Oliver Stone, ABD’yi sarsacak yeni bir belgesel çekme hazırlığında. Üç Oscar ödüllü film yönetmeni Stone’un yeni belgesel projesi büyük tartışma yaratmaya aday görünüyor. ‘Oliver Stone’un Gizli Amerikan Tarihi’ adıyla 10 bölümlük bir televizyon belgeseli yapacağını açıklayan ünlü yönetmen, bu program dizisinin önyargılar ve yanlışlıklar içeren geleneksel tarihin panzehiri olacağını söylüyor. Stone’a göre tüm dünya, özellikle de ABD halkı tarihi bilmiyor ya da saptırılmış haliyle kanıksıyor. Oysa gerçekler çok farklı.
Oliver Stone, Nazi lideri Adolf Hitler’in tarih boyunca bir günah keçisi olduğunu savunarak, General Motors’dan IBM’e pek çok dev Amerikan şirketinin Nazi partisine mali destek sağladığını anlatıyor. Ünlü yönetmen, belgeselde Stalin’i kahraman olarak göstermeyeceğine ama Sovyet liderin Alman savaş makinesine karşı en fazla mücadele veren kişi olduğunun da teslim edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İngiliz The Guardian gazetesi Stone’un bu cesur tavrı hakkında yorumu “Daha önce Wall Street’i yıkıcı olarak resmederek finans dünyasını; Fidel Castro, Hugo Chavez ve George W. Bush tasvirleriyle muhafazakârları, John F. Kennedy suikastıyla ilgili komplo teorileriyle de demokratları üzdü. Ama yeni belgesel yanında bunların hepsi hafif kalabilir” şeklinde...
‘Hitler kötüydü’ demek kolay
Tarihi kişileri sadece ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diye tanımlamaktan uzak durduğunu anlatan Stone, “Tarih bize yanlış anlatıldı. ‘Hitler katliam yaptı ve kötü bir insandı’ demek çok kolay. Ben onun bir insan olarak iyi ve doğru yanları da olduğunu göstermek istiyorum. Hitler tabii ki iyilik timsali biri değildi. Onu melek gibi göstermeyeceğime emin olabilirsiniz. Ben sadece klişeleri yıkmak, tarihi yeniden, farklı bir gözle okumak istiyorum” diyor.
Stone’a bu yolculuğunda Amerika’nın tanınmış tarih profesörleri danışmanlık yapacak. Washington’daki Amerikan Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Peter Kuznick, Oliver Stone’un baş danışmanı. Kuznick, tarihi doğru anlamak için günün şartlarını anlamanın elzem olduğunu söylüyor ve “Programı yaparken kendimizi Hitler’in ya da Stalin’in yerine koyduk ve öyle düşündük” diyor. Filmleriyle sansasyon yaratmak konusunda ünlü olan Stone’un bu programıyla da büyük tepki toplayacağına şimdiden kesin gözüyle bakılıyor.
Üç Oscar'lı film yönetmeni Oliver Stone, 'Önyargılar ve yalnışlıklar içeren geleneksel tarihin panzehiri' olacağını söylediği bir belgeselle ortalığı karıştırmaya hazırlanıyor.
Amerikalı ünlü yönetmen Oliver Stone, ABD’yi sarsacak yeni bir belgesel çekme hazırlığında. Üç Oscar ödüllü film yönetmeni Stone’un yeni belgesel projesi büyük tartışma yaratmaya aday görünüyor. ‘Oliver Stone’un Gizli Amerikan Tarihi’ adıyla 10 bölümlük bir televizyon belgeseli yapacağını açıklayan ünlü yönetmen, bu program dizisinin önyargılar ve yanlışlıklar içeren geleneksel tarihin panzehiri olacağını söylüyor. Stone’a göre tüm dünya, özellikle de ABD halkı tarihi bilmiyor ya da saptırılmış haliyle kanıksıyor. Oysa gerçekler çok farklı.
Oliver Stone, Nazi lideri Adolf Hitler’in tarih boyunca bir günah keçisi olduğunu savunarak, General Motors’dan IBM’e pek çok dev Amerikan şirketinin Nazi partisine mali destek sağladığını anlatıyor. Ünlü yönetmen, belgeselde Stalin’i kahraman olarak göstermeyeceğine ama Sovyet liderin Alman savaş makinesine karşı en fazla mücadele veren kişi olduğunun da teslim edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İngiliz The Guardian gazetesi Stone’un bu cesur tavrı hakkında yorumu “Daha önce Wall Street’i yıkıcı olarak resmederek finans dünyasını; Fidel Castro, Hugo Chavez ve George W. Bush tasvirleriyle muhafazakârları, John F. Kennedy suikastıyla ilgili komplo teorileriyle de demokratları üzdü. Ama yeni belgesel yanında bunların hepsi hafif kalabilir” şeklinde...
‘Hitler kötüydü’ demek kolay
Tarihi kişileri sadece ‘iyi’ ya da ‘kötü’ diye tanımlamaktan uzak durduğunu anlatan Stone, “Tarih bize yanlış anlatıldı. ‘Hitler katliam yaptı ve kötü bir insandı’ demek çok kolay. Ben onun bir insan olarak iyi ve doğru yanları da olduğunu göstermek istiyorum. Hitler tabii ki iyilik timsali biri değildi. Onu melek gibi göstermeyeceğime emin olabilirsiniz. Ben sadece klişeleri yıkmak, tarihi yeniden, farklı bir gözle okumak istiyorum” diyor.
Stone’a bu yolculuğunda Amerika’nın tanınmış tarih profesörleri danışmanlık yapacak. Washington’daki Amerikan Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Peter Kuznick, Oliver Stone’un baş danışmanı. Kuznick, tarihi doğru anlamak için günün şartlarını anlamanın elzem olduğunu söylüyor ve “Programı yaparken kendimizi Hitler’in ya da Stalin’in yerine koyduk ve öyle düşündük” diyor. Filmleriyle sansasyon yaratmak konusunda ünlü olan Stone’un bu programıyla da büyük tepki toplayacağına şimdiden kesin gözüyle bakılıyor.
10 Ocak 2010 Pazar
GERİ VİTES KEMAL
Hasan Pulur, Hıfzı Topuz’un hayatında eksik anlatılan kısmın sendikacılığı olduğunu anlattı. 1950’li yılların sonunda DP’nin gazetecilere bugünkü gibi baskın yaptığını anlatan Pulur, Topuz’un genç bir gazeteci olarak Gazeteciler Sendikası’nda sert muhalefet yaptığını anlattı.
Pulur, Hıfzı Topuz ile beraber iktidara karşı bir bildiriyi imzaya açtıklarını ve imza topladıklarını anlattı.
Hasan Pulur şöyle devam etti:
“Kongre açılır açılmaz, bildiri başkanlık divanına sunulacak, görüşülecek, sonra hükümete gönderilecek, istenen de çok büyük şey değil:
“Basın özgürlüğü!”
Birden kongre salonu karışıyor, bildiriyi dün imzalayanlardan biri bağıra çağıra imzasını geri alacağını söylüyor:
“Ben kömür kâğıdı sanmıştım!”
O yıllarda kömür sıkıntısı var, sanıyor ki elden ele dolaşan bildiriyi imzalarsa 500 kilo kömür verilecek...
Oysa, kongrede kömürün lafı bile edilmemiş, bizler şaşkın ve kızgın, o ise iri sesiyle inletiyor:
“Ben kömür kâğıdı sanmıştım, imzamı silin!”
Hani bir laf vardır, kırk kişi birbirini bilir derler, bu da öyle!
Anlaşılıyor, yazı işleri müdürü fırça çekmiş:
“Sana mı kaldı imzalamak, yarın imzanı geri çek!”
Tamam, imzasını geri alacak ama, bahanesi ne olacak?
Onu da buluyorlar:
“Ben kömür kâğıdı sanmıştım, dersin!”
Neticede onun imzasını geri almasına rağmen, bildiri yayımlanıyor ve sendika da kapatılıyor.
* * *
Ne dersin “Hıfzı Abi”, aradan altmış yıl geçti, ayrıntılarda hata olsa da, esasta bir yanlışlık var mı?
“Ben kömür kâğıdı sanıp, imzalamıştım!” diyeni biz hatırlıyoruz da, yanlış yapmayalım, size soralım, dedik.
Kalın sağlıcakla...”
Peki, Hasan Pulur’un bahsettiği, önce iktidar karşıttı bildiriyi imzalayan ancak daha sonra kömür kağıdı sandığını söyleyerek imzasını çeken isim kim?
O kişi usta edebiyatçı Yaşar Kemal idi.
Demokrat Parti’nin baskısı altında geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





