BESİNLER
NELERİ İÇERİYOR?
NEYE YARIYOR?
ELMA
Pektin, Bioflanovoid, C vitamini
Kolesterol düzeyini düşürüyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
ENGİNAR
Cynarin, bol miktarda B ve C vitamini
Kan şekerini düzenliyor. C vitamini kalbi güçlendiriyor.
AVOKADO
Doymamış yağ asidi
Kalp ve kan dolaşımı için birebir. Kansere karşı koruyucu
MUZ
Potasyum, B6 vitamini, Serotonin, Magnezyum
Rahatlatıyor ve uyumaya yardımcı oluyor.
FASULYE
Demir, Kalsiyum, B ve C vitamini, Protein
Kan ve hücre yapımına yardımcı oluyor.
BROKOLİ
Magnezyum, A ve C vitamini, Potasyum
Kansere karşı koruyor, kasları güçlendiriyor.
ESMER BUĞDAY
Lysin, Lezithin
Beyni ve sinirleri besliyor, öğrenmeyi güçlendiriyor.
MANTAR
Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum
Kasları güçlendiriyor, saç ve tırnakları besliyor.
ACI MARUL
Yaşamsal önem taşıyan maddeler, Eser element, Potasyum, Fosfor
Yağ metabolizmasını düzenliyor, felç riskine karşı koruyor.
BEZELYE
Bitkisel protein, Magnezyum
Kolesterol düzeyini düşürüyor, bğırsak kanser riskni azaltıyor.
ÇİLEK
C vitamini, Kalsiyum, Potasyum
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, metabolizmayı harekete geçiriyor.
REZENE
C vitamini, Uçucu yağlar, Demir, Potasyum, Kalsiyum
Öksürüğü önlüyor, vücuda oksijen alımını artırıyor.
KÜMES HAYVANLARI
Protein, Potasyum, Magnezyum, B vitamini, Çinko
Baş ağrısı sorununa karşı etkili, stresten arındırıyor.
GREYFURT
Folikasit, C vitamini
Kan basıncını azaltır, kan yapımını artırır.
YULAF
Karbonhidrat, Demir, Magnezyum, B vitamini
Enerji sağlıyor, kas kramplarını önlüyor, idrar söktürüyor.
KUŞBURNU
Likopen, C ve E vitamini, Demir
Soğuk algınlığı ve gribe karşı önleyici etkiye sahip.
RİNGA BALIĞI
Omega3 yağ asidi, Sodyum, Potasyum
Damar sertliğini ve yüksek tansiyonu önlüyor.
AHUDUDU
C vitamini, Potasyum, Kalsiyum, Demir, Folikasit
Virüs ve bakterilere karşı koruyor, tümör oluşumuna engel oluyor.
MÜRVER
Potasyum, B1 vitamini, C vitamini
Terleten ve öksürüğü azaltan etkiye sahip. Kabızlığa iyi geliyor.
YOĞURT
Kalsiyum, Riboflavin, B12 vitamini
Bağırsak kanserine karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
FRENK ÜZÜMÜ
C vitamini, Niasin, Kalsiyum
Sinir ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor.
PEYNİR
Protein, Sodyum, Potasyum, Kalsiyum
Kemikleri güçlendiriyor, sinirleri koruyor.
HAVUÇ
A vitamini, Selenyum
Sperm üretimini sağlıyor, vücudu enfeksiyonlara karşı koruyor.
PATATES
Mieraller, C vitamini, Bitkisel Protein, Potasyum
Kansere karşı koruyucu, vücudu toksinlerden arındırıyor.
KEFİR
Asit laktik, Asit laktik bakterileri
Bağırsak enfeksiyonuna, kabızlığa ve gaza iyi geliyor.
KİVİ
C vitamini, Karotionid, Flavonoid
Zayıflatıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
SARIMSAK
Quercetin, Ajoene ve Allisin
Kansere karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
SOM BALIĞI
Omega3 yağ asidi ve D vitamini
Kemikleri güçlendiriyor, meme kanseri riskini azaltıyor.
PIRASA
Allisin, Çinko, Manganez, Selenyum
Kan basıncını düşürüyor, kalbi ve damarları güçlendiriyor.
MERCİMEK
Çinko ve Aminoasit
Yorgunluğu gideriyor, strese karşı etkili
MISIR
Çinko, Magnezyum ve B vitamini
Stresle savaşıyor, bağırsak kanserini önlüyor.
USKUMRU
Omega3 yağ asidi, D, B6-B12 vitaminleri ve İyot
Kan basıncını düşürüyor, moral yükselten etkiye sahip
MANGO
A ve B vitamini, Çinko
Cinsel enerjiyi yükseltiyor,orgazm yeteneğini artırıyor.
DENİZ BİTKİLERİ
Omega3 yağ asidi, Pantothenik asit
Kolesterol düzeyini düşürüyor, kalp krizi riskini azaltıyor.
SİYAH TURP
C vitamini, Kalsiyum, Potasyum, Demir
Bağışıklık sistemini ve kan dolaşımını güçlendiriyor.
KAVUN
Mahnezyum, Potasyum ve Kalsiyum
Vücuttaki su düzeyini ayarlıyor, idrar oluşumunu artırıyor.
SÜT
Kalsiyum, D, A ve B2 vitaminleri
Kemik oluşumunu teşvik ediyor, bağırsak kanserine karşı koruyor.
PEYNİR SUYU
Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Laktik asit bakterileri
Sindirim sistemi şikayetleri ve mide yanmasına karşı iyi geliyor.
CEVİZ, FISTIK, FINDIK
B ve E vitamini, Çinko, Demir
Sakinleştiriyor, uyumayı sağlıyor, stresi azaltıyor.
ZEYTİNYAĞI
Doymamış yağ asidi, E vitamini
Kötü huylu kolesterol düzeyini düşürüyor, hücreleri koruyor
PORTAKAL
B ve C vitamini, Potasyum, Kalsiyum, Selenyum
Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlıyor.
PAPAYA
Karotinoid, Enzimler, C vitamini
Kalp hastalıklarını önlüyor, stresi azaltıyor
YEŞİL-KIRMIZI BİBER
Capsaicin, A ve C vitamini, Çinko
Baş ağrısı ve migrene karşı koruyucu etkiye sahip
ERİK
Potasyum, Demir, B vitamini
Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlıyor, enerji veriyor.
KIRILMAMIŞ PİRİNÇ
Protein, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum
Mide anması ve gaza karşı etkili. Vücuttaki fazla suyu atıyor.
RAVENT
Magnezyum, Manganez, Kalsiyum, B vitamini
Sağlıklı kemiklerin oluşumuna katkıda bulunuyor.
DANA ETİ
Demir, Protein ve Potasyum
Soğuk algınlığı, öksürük ve gribe karşı iyileştirci etkiye sahip.
LAHANA TURŞUSU
Laktik asit bakterileri ve B12 vitamini
Tümör oluşumunu önlüyor.
KEREVİZ
Potasyum, Sodyum, Kalsiyum, Magnezyum
Kabızlık, mide ve bağırsak sorunlarına karşı etkili.
SHIITAKE MANTARI
Lentinan, D vitamini
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kanser oluşumunu engelliyor.
SOYA
Yağ, E vitamini ve Protein
E vitamini hücreleri koruyor, kanser riskini azaltıyor.
ISPANAK
A vitamini, Folik asit, Magnezyum, E vitamini, Manganez
Sinirleri güçlendiriyor. Özellikle hamilelikte tavsiye ediliyor.
TOFU
Protein, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum
Metabolizmayı uyarıyor. Kemik yoğunluğu için önemli.
DOMATES
Likopen, Folikasit, Tyrosin
Likopen kansere karşı koruyor, folikasit hücre yapımını uyarıyor.
TON BALIĞI
Omega3 yağ asidi, D vitamini, Potasyum, İyot
Kolesterol düzeyini düşürüyor, sinir hücrelerini koruyor.
KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ ÇAVDAR
Magnezyum, Karbonhidrat, B vitamini
Enerji sağlıyor, stresi azaltıyor.
KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY
B vitamini, Demir ve Magnezyum
Bacak kaslarındaki krampları yok ediyor. Uyku süresini azaltıyor.
22 Kasım 2009 Pazar
15 Kasım 2009 Pazar
ÖNEMLİ BİR MEKTUP
İŞTE ERGENEKON!!!
İlginç bir yazı.(Sonuna kadar okuyun) HERKESE İLETMENİZİ ÖNERİRİM..
İstanbul 13ncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na
Esas No : 2009/85
Talepte Bulunan Sanık : D.Ali ÖZOĞLU
L. Konusu : Savunmaya ilişkin delillerin toplanması talebinden ibarettir.
Açıklamalar : Yukarıda esas numarası yazılı davada 1 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunmaktayım.
Hakkımda tutuklanmamı gerektirecek bir delil bulunmadığını düşünüyorum, dolayısıyla artık haksız ve uzun sürelerle bu davada insanların neden tutuklu bırakıldıklarının da sorgulanması gereken bir aşamaya gelinmiştir. Bu nedenle bu hukuka aykırılığın delillerinin
de araştırılması zorunludur. Zira gören bir göz düşünen bir akıl için bu davanın ABD'nin Fetullah GÜLEN Cemaati ile O'nun basın, polis ve yargı içindeki müritlerini kullanarak Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin asli koruyucusu olan TSK'yı hedef alan örtülü bir
operasyon olduğu aydınlığa kavuşmuştur. Elbette hakimler de geri zekalı değildir. Bu nedenle yabancı gazetecilerin dahi anladığı ve titiz araştırmalar yaparak "böyle bir örgüt yoktur" diye rapor düzenlediği bir davada hala ve ısrarla yargılanan insanların tutukluluk hallerine son vermediklerini n n edenlerinin araştırılması ve ortaya çıkartılması gerekmektedir. Keza bu operasyonun kuklası olan Fetullah GÜLEN'in, "gerekirse hakim ve savcı kiralayın" sözleri hatırlandığında bu kadar hukuksuzluğun sebebinin yargılamanın süresi olan hakim ve savcılar, acaba cemaat tarafından kiralandılar mı diye insanı düşündürtmektedir.
Bir söyleme göre 25 milyar dolar, diğer bir söyleme göre 40 milyar dolar serveti bulunduğu iddia edilen cemaatin hakim ve savcı kiralama hedefinin bu davada gerçekleşip gerçekleşmediğinin ciddi bir suretle araştırılması zorunludur.
Öte yandan 2 yıldır devam eden soruşturma ve kovuşturmalar sonucu gelinen aşamada esasen böyle bir örgütün olmadığı ortaya çıkmıştır. Mevcut iktidarı; irticanın, yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin, çürümenin, ekonomik çöküntünün, fuhuşun artmasının ve ranta dayalı
devlet soygununun kaynağı olarak görmek ve bunun alternatifi olarak TSK'nın ülkeyi yönetmesini öngörmek, düşünmek ve konuşmak suç değildir. Hoşunuza gitmeyebilir, çağdaş olmayabilir ancak bu bir düşüncedir ve suç değildir. Dolayısıyla örtülü operasyonun senaryosu gereği burada toparlanan insanların tek ortak yönü ABD politikaları karşıtı olması ve AKP'den hoşlanmamasıdır.
Sizin "soruşturma" adını verdiğiniz bu örtülü operasyon CIA tarafından kukla haline getirilmiş Gülen Cemaatine bağlı bir polis grubu tarafından fiilen yürütülmektedir. Bütün kararlar ve uygulamalar polis tarafından alınmakta ve uygulanmaktadır. Savcılar, sadece polis tarafından getirilen kişilere ve yine polis tarafından hazırlanan sorular yönelterek sorguları yapıyor gibi görünmektedir.
Bilindiği üzere Türkiye'de polisler İçişleri Bakanlığı'na, İçişleri Bakanlığı da Başbakana bağlıdır. Dolayısıyla Başbakanın, "ben bu davanın savcısıyım" ifadesi aslında bir gerçeği ifade etmektedir. Aynı şekilde hakimler ve savcılar hakkında soruşturma açılmasına karar
verecek olan Adalet Bakanı da Başbakana bağlıdır. Bu da yargılamayı yapan mahkemelerin üzerinde, gerektiğinde kafa uçurmak üzere Demokles'in kılıcı gibi sallandığı anlamına gelir. Böyle bir devlette adaletin tecelli etmesi mümkün değildir. Böyle kanunsuzlukların hesabı
o polislerden, savcılardan, hakimlerden, Adalet Bakanından ve Başbakandan ancak iktidar değiştiğinde sorulabilir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu hesapta mutlaka sorulacaktır.
Yürütülen soruşturmalarda polisin dijital ortamda konusu suç teşkil eden veriler oluşturup, aramalarda hedef seçilen kişilerin evlerine ve iş yerlerine bırakılarak tutuklanmaları sağlandığı, keza hedef seçilen kişilere bırakılan bir kısım belgelerin "ÜRETİLMİŞ BELGELER" olduğu da hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.
Öte yanda, Zir Vadisi'nde ve Gölbaşı'nda bulunan Lav silahları, el bombaları, plastik patlayıcılar İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla Özel Harekat Daire Başkanlığı tarafından illerdeki Şube Müdürlüklerinden toparlanıp, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na teslim edilen silah ve mühimmatlardır. Fetullahçı
olmayan dönemin Özel Harekat Daire Başkanı Behcet OKTAY, bu durumu fark ettiği ve karşı çıktığı için öldürülmüştür. Bu husus doğrudan davayla ilgilidir, bunun araştırılmaması açıkça iddia ve itham ediyorum ki mahkemenin de bu işin içinde olduğu yönünde kuvvetli şüphe uyandırır. Bu nedenle Behcet OKTAY'ın öldürülmesi olayının, Emniyetten bağımsız uzmanlar tarafından yetkili bir savcının denetiminde yeniden araştırılması gerekmektedir. Sonuç olarak; Huzurdaki dava; ABD'nin angaje ettiği ve kukla olarak kullandığı Fetullah GÜLEN Cemaatinin illegal olarak emniyet ve yargıya sızdırdığı müritleri aracılığı ile yürüttüğü, esasen Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmesi ve rejim değişikliğini hedefleyen örtülü operasyonun bir parçasıdır. Bu şekilde TSK ve Cumhuriyet Rejimini güçlü olarak destekleyen unsurlar, destabilize edilerek örtülü operasyonun hedefine ulaşması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla ABD, bu davanın ve sürecin tamamen içindedir.
Dava bir bütün olduğundan savunma delillerinin de yukarıda izah edilen olguları ortaya çıkartacak şekilde toplanması gerekmektedir.
Bu bağlamda aşağıdaki delillerin toplanmasını talep ediyorum;
1. Huzurdaki dava kapsamında yargılanan sanıklara bir bütün olarak, örgüt kurarak eylemlerde bulundukları iddia edilmekte ve geçmişte yaşanan bir çok olayın faili olarak bu hayali örgüt gösterilmektedir. Bunlardan biride Gazi Mahallesi olaylarıdır. Her ne kadar
iddianame kapsamında soyut olarak Gazi Olayları'ndan bu hayali örgütün sorumlu olduğu iddia edilmişse de bu iddia sadece komedi parodilerine kaynak olacak bir iddiadır. Zira Gazi olaylarının kim tarafından nasıl başlatıldığı hususuyla olayların arkasında hangi gücün bulunduğu konusu İçişleri Bakanlığı'nın 15 Mart 1995 tarihinde Bakanlar Kurulu'na sunmuş olduğu gizli raporda hiçbir kuşkuya yer bırakılmayacak şekilde açıklanmıştır. Şöyle ki;
ABD tarafından o dönemde Irak'ın lideri olan Saddam HÜSEYİN'e karşı "BOP" kod adlı bir operasyon planlanmış, bu operasyona ABD tarafından 100 milyon Dolar harcanmış ise de General Vefik SAMARRAY'i tarafından yapılması planlanan bu operasyonun Irak yönetimi tarafından öğrenilmesi üzerine operasyon mecburen iptal edilmiştir. 4 Mart 1995 tarihinde Mesut BARZANİ, Silopi'de Türk askeri yetkililerle görüşmüş, neticede Mart 1995'de ABD'nin karşı çıkmasına rağmen ÇELİK HAREKATI ve BOP kod adlı operasyonun fiyaskoyla sonuçlanması nedeni ile ÇEKİÇ GÜÇ operasyonu sona erdirilmek zorunda kalınmış ABD, yüzlerce CIA ajanı ve 7.500 Peşmerge ile bölgeden kaçmak zorunda kalmıştır.
BOP Operasyonunun Türkler tarafından Irak Yönetimine sızdırıldığından şüphelenen ABD, ÇEKİÇ GÜÇ HAREKATI'nın da Türkiye'nin engellemeleri sonucu başarısızlığa uğraması nedeni ile Türk ordusunu durdurmak için "GAZİ MAHALLESİ PROVAKOSYONU"nu sahneye koymuş ve "sen benim nüfuz alanıma girersen ben de senin içini karıştırırım" mesajı vermiştir.
Bugün aslında ERGENEKON OPERAASYONU ile yapılan da aynı amacın farklı bir şekilde geçekleştirilmesidir.
Dolayısıyla savcılığın 15 Mart 1995 tarihli İçişleri Bakanlığı raporundan haberdar olmadığı düşünülemeyeceğine göre Gazi olayları provakasyonunu ne maksatla bu dosyaya dahil etmeye çalıştıkları çok açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti Savcılığı, CIA operasyonlarını temizleme makamı değildir. Bu nedenle savcılar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ve 15 Mart 1995 tarihli, İçişleri Bakanlığı tarafından Bakanlar Kurulu'na sunulan GİZLİ RAPOR'un dosyaya getirilmesini talep ediyorum.
2. Bu bir gizli servis operasyonudur. Cemaatlerde bununla ilişkilidir. Bundan dolayı ABD elçiliklerinde görevli olanların Türkiye'de kullandıkları telefon kayıt dökümleri,isim listesi ve kullandıkları telefonların geriye dönük iletişim döküm kayıtları,
3. MİT'e müzekkere yazılarak CIA'nın Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerinin bulunup bulunmadığı gösteriyorsa bu şirketlerin isim listesi ve şirketlerin yöneticilerinin telefon kayıtları,
4. İstanbul ve Ankara Ticaret Odaları'na müzekkere yazılarak CIA'nın şirketlerinden olduğu iddia edilen İNTERGRAF adlı şirketin Türkiye temsilcisinin kim olduğu bu kişinin kullandığı bütün telefonlarının tespit edilerek telefon kayıtlarının geriye dönük olarak çıkartılması ve bu kişiye geçici olarak yurt dışına çıkış yasağı konulmasına,
5. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na müzekkere yazılarak 2001 yılında Elazığ'da yargılanan bir öğretmenin camide unuttuğu çantasının içinde bulunan ve bütün Türkiye'deki yargı dahil Gülen Cemaati'nin; emniyet, ordu,,yargı ve sair kurumlardaki yapılanmasını gösteren 8 ya da 11 adet CD'nin istenilmesine,
6. MİT'e müzekkere yazılarak Gülen Cemaatinin müritlerinin ABD Gizli servisi CIA'ye angaje edilip edilmediğinin ve cemaatin müritlerinin yabancı ülkelerde ABD hesabına ajan olarak kullanılıp kullanılmadığının sorulmasına, aynı sorunun adli yardımlaşma çerçevesinde Rusya ve Özbekistan'a sorulmasına,
7. Genelkurmay Başkanlığı'na müzekkere yazılarak son iki yıl içerisinde Gülen Cemaatinin yargı, emniyet ve diğer kurumlar içerisinde yapılanmasını gösteren mutemet kişilerin isimlerinin bulunduğu bir CD elde edilip edilmediği, elde edilmişse bu CD de savcı
M. Ali PEKGÜZEL'in adının bulunup bulunmadığının sorulmasına
8. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'na müzekkere yazılarak Gülen cemaatinin yabancı bir gizli servise angaje edilip edilmediğinin sorulmasına
9. Genelkurmay Başkanlığı'na müzekkere yazılarak ruhsal bir rahatsızlık nedeni ile askerliğini yapamadığına dair iddianın bulunması karşısında adı geçen kişinin bu raporunun savcılık ve devlet memurluğu yapıp yapamayacağının belirlenmesi açısından askerlik dosyası ve sağlık raporlarının istenmesine
10. Adalet Bakanlığı'na müzekkere yazılarak Zekeriya ÖZ'ün bu güne kadar psikiyatrik hastalıklardan rapor alıp almadığı ve aldıysa kullandığı ilaçların dökümünün istenmesine
11. Zir Vadisi'nde ve Gölbaşı'nda bulunan silahların Özel Harekât tarafından Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na teslim edilen silahlar olduğu ortaya çıkması nedeni ile bu
duruma tepki gösteren ve Fetullahçı olmadığı anlaşılan Daire başkanı Behcet OKTAY'ın bu
gerçeğin açıklanmasının engellenmesi maksadıyla öldürüldüğü iddialarına nazaran intihar denilerek kapatılan bu olayın emniyet dışında bağımsız bir kurul tarafından araştırılmasına, mezar fek'i yapılarak derhal yeniden otopsi yapılmasına, o geceye ait kendisinin ve o gün birlikte olduğu kişilerin telefon dökümlerinin geriye dönük olarak istenmesine karar verilmesini mahkemenizden talep ediyorum.
12. Eski Adalet Bakanı M.Ali ŞAHİN'in oğlu Bekir ŞAHİN'in, Uluslararası Danışmanlık şirketindeki ortağı ABD eski askeri İstihbarat görevlisi Larry adlı kişinin geriye dönük bütün telefon kayıtlarının getirtilmesine,
13. Mehmet EYMÜR ve eşi Janset EYMÜR'ün adına kayıtlı telefon ve elektronik posta kayıtlarının getirtilmesine,
14. Son 5 yıl içerisinde ABD'den gelip Erzurum'a uçan Amerikalıların isim listesinin THY'dan istenmesini ve bu ABD'lilerin kaçının ya da hangisinin Cuma namazı kılmak için Ulu Cami'ye gittiğinin MİT'den sorulmasına,
15. Huzurdaki davanın gelinen aşamasında bir örgüt bulunmadığı orta zekalı bir insanın
dahi algılayabileceği açıklıkta ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu kadar çok insanın neden uzun süredir tutuklu bulunduğu, bunun hukuk dışı nedenlerinin var olup olmadığının tespiti
için;
a-)Beşiktaş Adliyesi'ndeki hakim ve savcıların malvarlığı ve banka hesaplarının araştırılması,
b-)En az 3 yıllık süreyle geriye dönük olarak kendilerinin,zabıt katiplerinin ve koruma polislerinin telefon kayıtlarının araştırılması,
c-)ABD Büyükelçiliğinde görevli kişilerle Beşiktaş Adliyesi'ndeki Hakim ve savcıların herhangi bir irtibatının bulunup bulunmadığının araştırılması,
d-)Virginya'da CIA merkezinde görevliyken operasyondan hemen önce ilginç bir şekilde Türkiye'ye gelen Mehmet EYMÜR ile Beşiktaş Adliyesi'ndeki hakim ve savcıların kişisel bağlantılarının bulunup bulunmadığının araştırılması,
e-)Beşiktaş Adliyesi'nde görevli hakim ve savcıların ABD tarafından angaje edilmiş ve bu operasyonda kukla olarak kullanılan Gülen Cemaati tarafından kurulan dernek ve vakıflara üyeliklerinin bulunup bulunmadığının araştırılmasına,
f-)Savcı Zekeriya ÖZ, M.Ali PEKGÜZEL, Hakim İdris ASAN, Sedat Sami HAŞILOĞLU, Ömer DİKEN'in Gülen cemaatinden olup olmadığının araştırılmasına,
16 .Daha öncede izah ettiğim üzere bu operasyon, ABD'nin yürüttüğü örtülü bir operasyondur. ABD'nin bu operasyon için CIA'nın Türkiye'deki istasyon şefi olan Cemis Jeffre'ye 400 milyon dolar gönderdiği ve bu paranın bir kısmının örtülü operasyonun psikolojik harp desteğinin sağlanması için medyaya aktarıldığı yönünde iddialar bulunmaktadır.
Bu iddiaların aydınlığa kavuşması için;Cengiz ÇANDAR,Fehmi KORU,Yasemin ÇONGAR,Ahmet ALTAN,Hasan Cüneyt ZAPSU, Can PAKER,Ali BAYRAMOĞLU, Hasan Kaya CEMAL, Soner ÇAĞAPTAY, Eser KARAKAŞ, Kaan SOYAK, Amberin ZAMAN, prof dr. Namık D. VOLKAN, Ekrem DUMANLI, Mümtaz Er TÜRKÖNE, Mehmet ALTAN, Ergun BABAHAN, Emre AKÖZ, Tamer KORKMAZ, Umur TALU, Şamil TAYYAR, Cüneyt ÜLSEVER, Hadi ULUENGİN, Ahmet ÇALIK, Nazlı ILICAK adlı kişiler ile Zaman Gazetesi,Bugün Gazetesi,
Anadoluda Vakit Gazetesi,Yeni Şafak adlı gazetelerin sahibi olan şirketlerin, CIA istasyon şefi Cemis Jeffre'nin Türkiye'ye atandığı ve göreve başladığı günden bu güne kadarki tüm bankalar ile borsadaki hesap hareketlerinin araştırılmasını mahkemenizden talep ediyorum.
24.09.2009
Tutuklu Sanık
D.Ali ÖZOĞLU
İlginç bir yazı.(Sonuna kadar okuyun) HERKESE İLETMENİZİ ÖNERİRİM..
İstanbul 13ncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na
Esas No : 2009/85
Talepte Bulunan Sanık : D.Ali ÖZOĞLU
L. Konusu : Savunmaya ilişkin delillerin toplanması talebinden ibarettir.
Açıklamalar : Yukarıda esas numarası yazılı davada 1 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunmaktayım.
Hakkımda tutuklanmamı gerektirecek bir delil bulunmadığını düşünüyorum, dolayısıyla artık haksız ve uzun sürelerle bu davada insanların neden tutuklu bırakıldıklarının da sorgulanması gereken bir aşamaya gelinmiştir. Bu nedenle bu hukuka aykırılığın delillerinin
de araştırılması zorunludur. Zira gören bir göz düşünen bir akıl için bu davanın ABD'nin Fetullah GÜLEN Cemaati ile O'nun basın, polis ve yargı içindeki müritlerini kullanarak Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin asli koruyucusu olan TSK'yı hedef alan örtülü bir
operasyon olduğu aydınlığa kavuşmuştur. Elbette hakimler de geri zekalı değildir. Bu nedenle yabancı gazetecilerin dahi anladığı ve titiz araştırmalar yaparak "böyle bir örgüt yoktur" diye rapor düzenlediği bir davada hala ve ısrarla yargılanan insanların tutukluluk hallerine son vermediklerini n n edenlerinin araştırılması ve ortaya çıkartılması gerekmektedir. Keza bu operasyonun kuklası olan Fetullah GÜLEN'in, "gerekirse hakim ve savcı kiralayın" sözleri hatırlandığında bu kadar hukuksuzluğun sebebinin yargılamanın süresi olan hakim ve savcılar, acaba cemaat tarafından kiralandılar mı diye insanı düşündürtmektedir.
Bir söyleme göre 25 milyar dolar, diğer bir söyleme göre 40 milyar dolar serveti bulunduğu iddia edilen cemaatin hakim ve savcı kiralama hedefinin bu davada gerçekleşip gerçekleşmediğinin ciddi bir suretle araştırılması zorunludur.
Öte yandan 2 yıldır devam eden soruşturma ve kovuşturmalar sonucu gelinen aşamada esasen böyle bir örgütün olmadığı ortaya çıkmıştır. Mevcut iktidarı; irticanın, yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin, çürümenin, ekonomik çöküntünün, fuhuşun artmasının ve ranta dayalı
devlet soygununun kaynağı olarak görmek ve bunun alternatifi olarak TSK'nın ülkeyi yönetmesini öngörmek, düşünmek ve konuşmak suç değildir. Hoşunuza gitmeyebilir, çağdaş olmayabilir ancak bu bir düşüncedir ve suç değildir. Dolayısıyla örtülü operasyonun senaryosu gereği burada toparlanan insanların tek ortak yönü ABD politikaları karşıtı olması ve AKP'den hoşlanmamasıdır.
Sizin "soruşturma" adını verdiğiniz bu örtülü operasyon CIA tarafından kukla haline getirilmiş Gülen Cemaatine bağlı bir polis grubu tarafından fiilen yürütülmektedir. Bütün kararlar ve uygulamalar polis tarafından alınmakta ve uygulanmaktadır. Savcılar, sadece polis tarafından getirilen kişilere ve yine polis tarafından hazırlanan sorular yönelterek sorguları yapıyor gibi görünmektedir.
Bilindiği üzere Türkiye'de polisler İçişleri Bakanlığı'na, İçişleri Bakanlığı da Başbakana bağlıdır. Dolayısıyla Başbakanın, "ben bu davanın savcısıyım" ifadesi aslında bir gerçeği ifade etmektedir. Aynı şekilde hakimler ve savcılar hakkında soruşturma açılmasına karar
verecek olan Adalet Bakanı da Başbakana bağlıdır. Bu da yargılamayı yapan mahkemelerin üzerinde, gerektiğinde kafa uçurmak üzere Demokles'in kılıcı gibi sallandığı anlamına gelir. Böyle bir devlette adaletin tecelli etmesi mümkün değildir. Böyle kanunsuzlukların hesabı
o polislerden, savcılardan, hakimlerden, Adalet Bakanından ve Başbakandan ancak iktidar değiştiğinde sorulabilir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu hesapta mutlaka sorulacaktır.
Yürütülen soruşturmalarda polisin dijital ortamda konusu suç teşkil eden veriler oluşturup, aramalarda hedef seçilen kişilerin evlerine ve iş yerlerine bırakılarak tutuklanmaları sağlandığı, keza hedef seçilen kişilere bırakılan bir kısım belgelerin "ÜRETİLMİŞ BELGELER" olduğu da hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.
Öte yanda, Zir Vadisi'nde ve Gölbaşı'nda bulunan Lav silahları, el bombaları, plastik patlayıcılar İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla Özel Harekat Daire Başkanlığı tarafından illerdeki Şube Müdürlüklerinden toparlanıp, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na teslim edilen silah ve mühimmatlardır. Fetullahçı
Dava bir bütün olduğundan savunma delillerinin de yukarıda izah edilen olguları ortaya çıkartacak şekilde toplanması gerekmektedir.
Bu bağlamda aşağıdaki delillerin toplanmasını talep ediyorum;
1. Huzurdaki dava kapsamında yargılanan sanıklara bir bütün olarak, örgüt kurarak eylemlerde bulundukları iddia edilmekte ve geçmişte yaşanan bir çok olayın faili olarak bu hayali örgüt gösterilmektedir. Bunlardan biride Gazi Mahallesi olaylarıdır. Her ne kadar
ABD tarafından o dönemde Irak'ın lideri olan Saddam HÜSEYİN'e karşı "BOP" kod adlı bir operasyon planlanmış, bu operasyona ABD tarafından 100 milyon Dolar harcanmış ise de General Vefik SAMARRAY'i tarafından yapılması planlanan bu operasyonun Irak yönetimi tarafından öğrenilmesi üzerine operasyon mecburen iptal edilmiştir. 4 Mart 1995 tarihinde Mesut BARZANİ, Silopi'de Türk askeri yetkililerle görüşmüş, neticede Mart 1995'de ABD'nin karşı çıkmasına rağmen ÇELİK HAREKATI ve BOP kod adlı operasyonun fiyaskoyla sonuçlanması nedeni ile ÇEKİÇ GÜÇ operasyonu sona erdirilmek zorunda kalınmış ABD, yüzlerce CIA ajanı ve 7.500 Peşmerge ile bölgeden kaçmak zorunda kalmıştır.
BOP Operasyonunun Türkler tarafından Irak Yönetimine sızdırıldığından şüphelenen ABD, ÇEKİÇ GÜÇ HAREKATI'nın da Türkiye'nin engellemeleri sonucu başarısızlığa uğraması nedeni ile Türk ordusunu durdurmak için "GAZİ MAHALLESİ PROVAKOSYONU"nu sahneye koymuş ve "sen benim nüfuz alanıma girersen ben de senin içini karıştırırım" mesajı vermiştir.
Bugün aslında ERGENEKON OPERAASYONU ile yapılan da aynı amacın farklı bir şekilde geçekleştirilmesidir.
Dolayısıyla savcılığın 15 Mart 1995 tarihli İçişleri Bakanlığı raporundan haberdar olmadığı düşünülemeyeceğine göre Gazi olayları provakasyonunu ne maksatla bu dosyaya dahil etmeye çalıştıkları çok açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti Savcılığı, CIA operasyonlarını temizleme makamı değildir. Bu nedenle savcılar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ve 15 Mart 1995 tarihli, İçişleri Bakanlığı tarafından Bakanlar Kurulu'na sunulan GİZLİ RAPOR'un dosyaya getirilmesini talep ediyorum.
2. Bu bir gizli servis operasyonudur. Cemaatlerde bununla ilişkilidir. Bundan dolayı ABD elçiliklerinde görevli olanların Türkiye'de kullandıkları telefon kayıt dökümleri,isim listesi ve kullandıkları telefonların geriye dönük iletişim döküm kayıtları,
3. MİT'e müzekkere yazılarak CIA'nın Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerinin bulunup bulunmadığı gösteriyorsa bu şirketlerin isim listesi ve şirketlerin yöneticilerinin telefon kayıtları,
4. İstanbul ve Ankara Ticaret Odaları'na müzekkere yazılarak CIA'nın şirketlerinden olduğu iddia edilen İNTERGRAF adlı şirketin Türkiye temsilcisinin kim olduğu bu kişinin kullandığı bütün telefonlarının tespit edilerek telefon kayıtlarının geriye dönük olarak çıkartılması ve bu kişiye geçici olarak yurt dışına çıkış yasağı konulmasına,
5. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı'na müzekkere yazılarak 2001 yılında Elazığ'da yargılanan bir öğretmenin camide unuttuğu çantasının içinde bulunan ve bütün Türkiye'deki yargı dahil Gülen Cemaati'nin; emniyet, ordu,,yargı ve sair kurumlardaki yapılanmasını gösteren 8 ya da 11 adet CD'nin istenilmesine,
6. MİT'e müzekkere yazılarak Gülen Cemaatinin müritlerinin ABD Gizli servisi CIA'ye angaje edilip edilmediğinin ve cemaatin müritlerinin yabancı ülkelerde ABD hesabına ajan olarak kullanılıp kullanılmadığının sorulmasına, aynı sorunun adli yardımlaşma çerçevesinde Rusya ve Özbekistan'a sorulmasına,
7. Genelkurmay Başkanlığı'na müzekkere yazılarak son iki yıl içerisinde Gülen Cemaatinin yargı, emniyet ve diğer kurumlar içerisinde yapılanmasını gösteren mutemet kişilerin isimlerinin bulunduğu bir CD elde edilip edilmediği, elde edilmişse bu CD de savcı
M. Ali PEKGÜZEL'in adının bulunup bulunmadığının sorulmasına
8. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'na müzekkere yazılarak Gülen cemaatinin yabancı bir gizli servise angaje edilip edilmediğinin sorulmasına
9. Genelkurmay Başkanlığı'na müzekkere yazılarak ruhsal bir rahatsızlık nedeni ile askerliğini yapamadığına dair iddianın bulunması karşısında adı geçen kişinin bu raporunun savcılık ve devlet memurluğu yapıp yapamayacağının belirlenmesi açısından askerlik dosyası ve sağlık raporlarının istenmesine
10. Adalet Bakanlığı'na müzekkere yazılarak Zekeriya ÖZ'ün bu güne kadar psikiyatrik hastalıklardan rapor alıp almadığı ve aldıysa kullandığı ilaçların dökümünün istenmesine
11. Zir Vadisi'nde ve Gölbaşı'nda bulunan silahların Özel Harekât tarafından Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na teslim edilen silahlar olduğu ortaya çıkması nedeni ile bu
gerçeğin açıklanmasının engellenmesi maksadıyla öldürüldüğü iddialarına nazaran intihar denilerek kapatılan bu olayın emniyet dışında bağımsız bir kurul tarafından araştırılmasına, mezar fek'i yapılarak derhal yeniden otopsi yapılmasına, o geceye ait kendisinin ve o gün birlikte olduğu kişilerin telefon dökümlerinin geriye dönük olarak istenmesine karar verilmesini mahkemenizden talep ediyorum.
12. Eski Adalet Bakanı M.Ali ŞAHİN'in oğlu Bekir ŞAHİN'in, Uluslararası Danışmanlık şirketindeki ortağı ABD eski askeri İstihbarat görevlisi Larry adlı kişinin geriye dönük bütün telefon kayıtlarının getirtilmesine,
14. Son 5 yıl içerisinde ABD'den gelip Erzurum'a uçan Amerikalıların isim listesinin THY'dan istenmesini ve bu ABD'lilerin kaçının ya da hangisinin Cuma namazı kılmak için Ulu Cami'ye gittiğinin MİT'den sorulmasına,
15. Huzurdaki davanın gelinen aşamasında bir örgüt bulunmadığı orta zekalı bir insanın
için;
a-)Beşiktaş Adliyesi'ndeki hakim ve savcıların malvarlığı ve banka hesaplarının araştırılması,
b-)En az 3 yıllık süreyle geriye dönük olarak kendilerinin,zabıt katiplerinin ve koruma polislerinin telefon kayıtlarının araştırılması,
c-)ABD Büyükelçiliğinde görevli kişilerle Beşiktaş Adliyesi'ndeki Hakim ve savcıların herhangi bir irtibatının bulunup bulunmadığının araştırılması,
d-)Virginya'da CIA merkezinde görevliyken operasyondan hemen önce ilginç bir şekilde Türkiye'ye gelen Mehmet EYMÜR ile Beşiktaş Adliyesi'ndeki hakim ve savcıların kişisel bağlantılarının bulunup bulunmadığının araştırılması,
e-)Beşiktaş Adliyesi'nde görevli hakim ve savcıların ABD tarafından angaje edilmiş ve bu operasyonda kukla olarak kullanılan Gülen Cemaati tarafından kurulan dernek ve vakıflara üyeliklerinin bulunup bulunmadığının araştırılmasına,
f-)Savcı Zekeriya ÖZ, M.Ali PEKGÜZEL, Hakim İdris ASAN, Sedat Sami HAŞILOĞLU, Ömer DİKEN'in Gülen cemaatinden olup olmadığının araştırılmasına,
16 .Daha öncede izah ettiğim üzere bu operasyon, ABD'nin yürüttüğü örtülü bir operasyondur. ABD'nin bu operasyon için CIA'nın Türkiye'deki istasyon şefi olan Cemis Jeffre'ye 400 milyon dolar gönderdiği ve bu paranın bir kısmının örtülü operasyonun psikolojik harp desteğinin sağlanması için medyaya aktarıldığı yönünde iddialar bulunmaktadır.
Bu iddiaların aydınlığa kavuşması için;Cengiz ÇANDAR,Fehmi KORU,Yasemin ÇONGAR,Ahmet ALTAN,Hasan Cüneyt ZAPSU, Can PAKER,Ali BAYRAMOĞLU, Hasan Kaya CEMAL, Soner ÇAĞAPTAY, Eser KARAKAŞ, Kaan SOYAK, Amberin ZAMAN, prof dr. Namık D. VOLKAN, Ekrem DUMANLI, Mümtaz Er TÜRKÖNE, Mehmet ALTAN, Ergun BABAHAN, Emre AKÖZ, Tamer KORKMAZ, Umur TALU, Şamil TAYYAR, Cüneyt ÜLSEVER, Hadi ULUENGİN, Ahmet ÇALIK, Nazlı ILICAK adlı kişiler ile Zaman Gazetesi,Bugün Gazetesi,
Anadoluda Vakit Gazetesi,Yeni Şafak adlı gazetelerin sahibi olan şirketlerin, CIA istasyon şefi Cemis Jeffre'nin Türkiye'ye atandığı ve göreve başladığı günden bu güne kadarki tüm bankalar ile borsadaki hesap hareketlerinin araştırılmasını mahkemenizden talep ediyorum.
24.09.2009
Tutuklu Sanık
D.Ali ÖZOĞLU
31 Ekim 2009 Cumartesi
ERDOĞAN'IN YENİ SES KAYDI
Erdoğan'ın yeni ses kaydı
İşçi Partisi, Başbakan Erdoğan"la İşadamı Remzi Gür"e ait bir telefon konuşması yayınladı.
28 Ekim 2009 Çarşamba 16:31
İşçi Partisi"ne yakınlığı ile bilinen Aydınlık dergisi son sayısında Başbakan Erdoğan"a ait olduğu öne sürülen bazı telefon konuşmalarının kayıtlarını yayınlamıştı. Yayın üzerine de geçen hafta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı"nın talimatıyla dergide arama yapılmıştı. Dün de İşçi Partisi, Erdoğan"a ait yeni bir ses kaydını açıkladı. İnternet ortamında da bulunabilen kaydı dünden bu yana sadece yine İşçi Partisi"nin kanalı olan Ulusal Kanal yayınladı.. Başbakan Erdoğan ile işadamı Remzi Gür arasında geçtiği iddia edilen ses kaydında Erdoğan"ın Gür"e ABD"de okuyan kızı Sümeyye"ye para göndermesi talimatı verdiği ve “20-25 gibi gitmesi lazım” dediği iddia ediliyor. Dün bir basın açıklamasıyla kaydı basına sunan İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel ise yaptığı açıklamada “İşadamı Remzi Gür, Erdoğan"ın kasasıdır ve gizli kasaya talimat veriyor” dedi. HIZLA YÜKSELEN İŞADAMI Gür daha önce CHP"li Milletvekili Mehmet Yıldırım"a rüşvet teklif etmekten 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. AKP hükümeti döneminde giderek artan servetiyle hep haber olan Gür, en son işadamı Halis Toprak"ın yalısını TMSF"den almasıyla haber olmuştu.. GEçEN HAFTA ARAMA YAPILMIŞTI 19 Ekim günü erken saatlerden itibaren Aydınlık dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ile Ulusal TV kanalının İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya"nın evleri ve Aydınlık dergisinin merkezinde arama başlatılmıştı. İstanbul"daki aramada, bazı dokümanlara ve çok sayıda CD"ye el konmuştu ve CD"lerde, aralarında Başbakan Erdoğan"ın bazı işadamlarıyla yaptığı telefon görüşmelerinin de yer aldığı ses kayıtlarının olduğu belirtilmişti. 1999-2004 yıllarını kapsadığı ifade edilen telefon görüşmeleri ses kayıtlarının içinde, Erdoğan"ın danışmanı Cüneyd Zapsu"nun görüşmelerinin de yer aldığı ifade edilmişti. |
ATATÜRK VE ŞIH
Atatürk Amasya ziyaretinde. Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk'ün dikkatini çeker.
30 Kasım 2006 Perşembe 18:23
Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanıt verir;
- Efendim kendisi Şıh' tir. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh 'ı yanına çağırır ve;
Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Sunu rica etsem senden, şu sakalını en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh;
- Emrin olur Paşam diyerek yerine çekilir.
Ata, Vali'yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh 'in sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister.
Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış...
Şıh gelir, Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet bastan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünmüştür.
Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar;
- Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanindakilere dönüp;
- Dün aksam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh 'a vermesini söyler.
Yazıda söyle yazmaktadır;
- İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince,bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen,yarin başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım.
Kal sağlıcakla
Bugünün Türkiye'sini, aslında o zaman anlatmış olan Ata'mızınn kemiklerini
sızlatmamak dileğimle...
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitap edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazıyı değer yargılarımızı ve ilkelerimizi, en önemlisi de Atatürk"ün bize miras bıraktığı bu ülkeyi korumak adına tanıdığınız herkese yollamanız ve anlatmanızı temenni ediyorum.
30 Kasım 2006 Perşembe 18:23
Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanıt verir;
- Efendim kendisi Şıh' tir. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh 'ı yanına çağırır ve;
Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Sunu rica etsem senden, şu sakalını en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh;
- Emrin olur Paşam diyerek yerine çekilir.
Ata, Vali'yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh 'in sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister.
Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış...
Şıh gelir, Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet bastan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünmüştür.
Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar;
- Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanindakilere dönüp;
- Dün aksam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh 'a vermesini söyler.
Yazıda söyle yazmaktadır;
- İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince,bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen,yarin başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım.
Kal sağlıcakla
Bugünün Türkiye'sini, aslında o zaman anlatmış olan Ata'mızınn kemiklerini
sızlatmamak dileğimle...
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitap edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazıyı değer yargılarımızı ve ilkelerimizi, en önemlisi de Atatürk"ün bize miras bıraktığı bu ülkeyi korumak adına tanıdığınız herkese yollamanız ve anlatmanızı temenni ediyorum.
MEKSİKA'DA OSMANLI SAAT KULESİ
Saat hakkında
Yıl 1909. Osmanlı Devleti'nin en bunalımlı dönemi. Hem Balkanlar hem de Anadolu için için kaynıyor. Babıali, 31 Mart ayaklanmasının yol açtığı derin siyasal çalkantıları henüz üzerinden atamamış. 30 yıl süren II. Abdülhamid Han iktidarından sonra payitahtta biraderi Mehmet Reşad var. Yeni Sultan 27 Nisan günü göreve başlar başlamaz Doğu Anadolu ve Arnavutluk'ta birbiri peşisıra patlayan ayaklanmalar kendisine acı bir biçimde "hoşgeldin" diyor. Ülke ekonomisi de berbat durumda.
Ancak bu devletin adı "Osmanlı" ve Osmanlı olmak da öyle kolay bir iş değil. Şartlarınız ne kadar çetin ceviz olursa olsun, altı yüz küsur yıllık onurlu bir geleneği ne yapıp edip yaşatmak gerekiyor. Osmanlı devletinin yazılı olmayan anayasasının yine yazılı olmayan bir kuralına göre, dünyanın her yerindeki mazlumları, dinleri ve milliyetleri ne olursa olsun kardeş olarak kabul etmek ve onlara göz kulak olmakla yükümlüsünüz. Tıpkı Kanuni'nin François'ten gelen o çaresizlik dolu mektuba "Sakın korkma, geliyorum" cevabını verip, ardından da bütün Avrupa'yı ayağa kaldırması gibi...
İşte, Mehmed Reşad da tam o günlerde Meksika'ya karşı bu geleneksel sorumlulukla hareket ediyor. İstanbul'dan binlerce kilometre uzaktaki Aztekler'in yurdu, yakın zamanda çalkantılı bir devrime sahne olmuş ve ülke dökülen onca kanın ardından kısmen de olsa istikrarlı bir siyasal düzene geçmiştir. Emiliano Zapata ve Pancho Villa adlı iki halk kahramanının namlarının da yavaş yavaş yayıldığı bu dönemde, Sultan Reşad Meksika'ya bir selam göndermek gerektiğini düşünür. Ardından da saraya bağlı mühendis grubuna "Meksika halkı ile Osmanlı halkının dostluğunu simgeleyecek kalıcı bir armağan hazırlamaları" yönünde talimat verir. Mühendisler de bu emir üzerine, birkaç aylık bir çalışmanın ardından, çağdaş Osmanlı mimarisinin esintilerini taşıyan, Arapça kadranlı ve dış yüzeyi İznik çinileriyle kaplı bir kent saati imal ederler.
Saatin onu yapan uzmanlar tarafından monte edilmesi gerektiğinden, anıt denizaşırı bir gemiye yüklenir, yanına iki mühendis verilir. Ardından da gemi Sultan'ın Meksika'nın o dönemdeki Devlet Başkanı Porfirio Diaz'a selamlarını ve dostluk duygularını dile getirdiği diplomatik bir mektupla birlikte Meksika Körfezi'ne doğru yola çıkar.
Mexico City kentinin en işlek caddelerinden birinde, gövdesi İznik çinileriyle kaplı zarif bir saat kulesi yükseliyor. Bu anıtın üzerinde yer alan plaket ise Türk toplumu olarak "özgüven duygusu" açısından nereden nereye geldiğimizin acıklı bir kanıtını oluşturuyor.
Onu ilk gördüğümde gözlerime inanamadım. Türkiye'den bu denli uzaklarda, şimdilerde ülkemizin haritadaki yerinin bile doğru düzgün bilinmediği bir diyarda, bize dair, bizden izler taşıyan bir anıt. Daha doğrusu bir "kent mobilyası". Üstelik de geçen onca zamana inatla direnircesine hâlâ ilk günkü gibi tıkır tıkır çalışıyor. Sözünü ettiğim obje, Meksika'nın başkenti Mexico City'de, kentin en işlek bölgelerinden Bolivar Caddesi'nde bulunan bir saat. Bundan birkaç yıl önce, bir belgesel film çekimi için gittiğim Meksika'da gördüm onu. Ve sınırlı zamanım içinde de heyecan içinde birkaç kare fotoğrafını çekmeyi başardım.
Bu ilginç anıtı bana elçilikten üst düzey bir yetkilinin değil, elçilik rezidansının Türk aşçısının göstermesi olayı daha da şaşırtıcı kılıyordu. Bizi kentte gezdiren Bolulu aşçı Hüseyin laf arasında -sanki çok sıradan birşeyden söz ediyormuş gibi- şu cümleleri mırıldandı: "Ağabey, biraz ilerde Osmanlılar'ın gönderdiği bir saat kulesi var. Eğer ilgini çekerse ona da bir bakarız!" İlgimi çekmek mi? Yalnızca saniyeler içinde "ilgi"den adeta patlama noktasına gelmiştim bile. Hüseyin'in sözünü ettiği kavşağa doğru ilerledik. İşte tam karşımızda duruyordu. Dedelerimizden asırlık bir yadigar, Osmanlı insanından Aztekler'in torunlarına sıcacık bir selam...
Saat sanki selam verdi
Vakit tam da saat başıydı. O sırada içindeki gong sistemi bize selam verircesine çalmaya başladı. Çevresinde defalarca dönüp durdum. Kadranındaki rakamlar Arapçaydı. Zamanı birebir doğru göstermesinden saat bölümünde herhangi bir arızanın olmadığı anlaşılıyordu. Ön yüzüne gömülmüş olan plakette ise şu cümleyi okudum: "La Colona Otomana a Mexico. Septembre de 1910." (Osmanlı Devleti'nden Meksika'ya. Eylül 1910)
Padişahın mazlumlara jesti
Yıl 1909. Osmanlı Devleti'nin en bunalımlı dönemi. Hem Balkanlar hem de Anadolu için için kaynıyor. Babıali, 31 Mart ayaklanmasının yol açtığı derin siyasal çalkantıları henüz üzerinden atamamış. 30 yıl süren II. Abdülhamid Han iktidarından sonra payitahtta biraderi Mehmet Reşad var. Yeni Sultan 27 Nisan günü göreve başlar başlamaz Doğu Anadolu ve Arnavutluk'ta birbiri peşisıra patlayan ayaklanmalar kendisine acı bir biçimde "hoşgeldin" diyor. Ülke ekonomisi de berbat durumda.
Ancak bu devletin adı "Osmanlı" ve Osmanlı olmak da öyle kolay bir iş değil. Şartlarınız ne kadar çetin ceviz olursa olsun, altı yüz küsur yıllık onurlu bir geleneği ne yapıp edip yaşatmak gerekiyor. Osmanlı devletinin yazılı olmayan anayasasının yine yazılı olmayan bir kuralına göre, dünyanın her yerindeki mazlumları, dinleri ve milliyetleri ne olursa olsun kardeş olarak kabul etmek ve onlara göz kulak olmakla yükümlüsünüz. Tıpkı Kanuni'nin François'ten gelen o çaresizlik dolu mektuba "Sakın korkma, geliyorum" cevabını verip, ardından da bütün Avrupa'yı ayağa kaldırması gibi...
İşte, Mehmed Reşad da tam o günlerde Meksika'ya karşı bu geleneksel sorumlulukla hareket ediyor. İstanbul'dan binlerce kilometre uzaktaki Aztekler'in yurdu, yakın zamanda çalkantılı bir devrime sahne olmuş ve ülke dökülen onca kanın ardından kısmen de olsa istikrarlı bir siyasal düzene geçmiştir. Emiliano Zapata ve Pancho Villa adlı iki halk kahramanının namlarının da yavaş yavaş yayıldığı bu dönemde, Sultan Reşad Meksika'ya bir selam göndermek gerektiğini düşünür. Ardından da saraya bağlı mühendis grubuna "Meksika halkı ile Osmanlı halkının dostluğunu simgeleyecek kalıcı bir armağan hazırlamaları" yönünde talimat verir. Mühendisler de bu emir üzerine, birkaç aylık bir çalışmanın ardından, çağdaş Osmanlı mimarisinin esintilerini taşıyan, Arapça kadranlı ve dış yüzeyi İznik çinileriyle kaplı bir kent saati imal ederler.
Saatin onu yapan uzmanlar tarafından monte edilmesi gerektiğinden, anıt denizaşırı bir gemiye yüklenir, yanına iki mühendis verilir. Ardından da gemi Sultan'ın Meksika'nın o dönemdeki Devlet Başkanı Porfirio Diaz'a selamlarını ve dostluk duygularını dile getirdiği diplomatik bir mektupla birlikte Meksika Körfezi'ne doğru yola çıkar.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Mexico City'de bir büyükelçiliği var. Çok sayıda devlete ev sahipliği yapan bu kıtanın her başkentinde ayrı ayrı elçilikler açmak gücümüzü çok aştığından, bu elçilik Şili'ye kadar uzanan geniş bir havzada tüm bir Latin Amerika misyonumuzu temsil ediyor. Dolayısıyla Peru, Kolombiya, Haiti, Venezüela, Panama ve Honduras gibi bölge ülkelerine de hep bu merkez bakmakta.
Canımızı sıkan olay
Sağolsunlar, gittiğimizde yakın ilgi gösterip ellerinden gelen her türlü yardımı sergilediler. Ancak ne yalan söyleyeyim, saatin onarımı konusundaki ilgisizlikleri o zaman canımı biraz sıkmıştı doğrusu. Ayrılırken diplomatik görevilerimize ısrarla saatin durumunu hatırlatıp, onları Ankara'dan onarım için personel ve tahsisat istemeleri için kendi çapımda kışkırttım. Çünkü, insanlar gelip geçici, bu tür kültürel simgeler ise kalıcı. 20'nci yüzyılın başlarında Mexico City'ye getirilmiş olan bu anıt, o zamandan beri Türkiye'nin ve Türk insanının tanıtımını yapıyor.
Orada biraz yaygara yaptım ama, sonradan da dönüş yolunda başka bir şey takıldı aklıma. Türkiye Cumhuriyeti'nin günümüzde dünya sathına yayılmış olan elçiliklerinin önemli bir bölümünde antetli kağıt ya da zarf temini bile bazen sorun oluştururken, kendimizi bir an hâlâ imparatorluk günlerinde sanıp Mexico City'deki ekipten çok mu şey istemiştim acaba?
'Anıtı Türkler tamir etmeli'
Bolivar Caddesi'nin tam kavşak noktasında Meksikalılar'a 92 yıldır zamanı gösteren Osmanlı saatinin mekanizması tıkır tıkır işliyor. Ancak, aynı şeyi anıtı kaplayan İznik çinileri için söyleyebilmek mümkün değil. Çiniler, bir asıra yakın sürede oldukça zarar görmüş. Anıtın hemen ardında bulunan modern işhanına giriyorum. Burası bir sigorta şirketinin merkezi. Güvenlik bölümünde ayaküstü sohbet etme olanağı bulduğum birkaç Meksikalı yetkili, bu anıtın "gayrıresmi hamisi" olduklarını belirtiyorlar. Dediklerine göre çinili kısımlarda gözlenen tahribat iç savaş yıllarındaki sokak çatışmaları sırasında oluşmuş. "Bu anıt, Bolivar Caddesi'nin sembolüdür" diyor içlerinden biri, "İnsanlar burada buluşacakları zaman birbirlerine 'Türk saatinin yanında bekle' derler. Çini tamirinden hiç anlamıyoruz. Bu işi, Türk yetkililerinin gönderecekleri bir uzmanın yapmasını istiyoruz. Eğer saatin cephesi onarılırsa biz onu bir yüz yıl daha koruruz."
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİNDEN BİR ÇIĞLIK KULAK VERMELİYİZ!!
Nalan Akgün
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
VAN
Doguda 6 yıldır görev yapmaktayım.
ilk ay onlara acıyorsunuz,
altı ay sonra devletimize ve batıda yaşayan vatandaşlarımıza.
AKTÜTÜN PROPAGANDASI
Bazı TV kanallarında, terör mağduru olarak adlandırılan aktütün köyü sakinleri ve özellikle ilköğretim çocuklarının okula gidememesi, köyün boşaltılmak istenmesi, kaymakamlık makamından yardım edilmemesi gibi çeşitli propagandalar yapılmaktadır. ..
YALAN !!!
1. Bahse konu köyde, basına yansıdığı kadar çocuk bulunmamaktadı r,
2. Devlet tarafından çocuk yardımı yapılmaktadır, bu sebeple bazı aileler 1,5-2 BİN YTL arasında aylık nakit para almaktadırlar,
3. Köyü terketmek istemeleri tamamiyle YALANDIR. Asıl niyetleri teör bahanesiyle köyü terk edip, aradan birkaç yıl geçtikten sonra, KÖYE DÖNÜŞ YASASI kapsamında aile başına 30-40 hatta 50 BİN YTL yardım almaya çalışmalarıdır. (Örnekleri aynı Şemdinli ilçesinde 2008 yılında yaşanmıştır.)
4. Sınır kaçakçılığından korkunç miktarlarda rant sağlamaktadırlar. Yerli araba görmeniz biraz imkansızdır.
5. Anlatılanlar küçük kız çocuklarına basın mensuplarınca ezberlettirilen; duygu sömürüsü amaçlı, tamamen asılsız diktelerdir. Oradaki çocuklara devlet tarafından her türlü yardım yapılmaktadır. İnanın batıda kendi çocuklarınıza böylesine bir destek hiçbir zaman verilmemiştir, verilmemektedir.
6. SON OLARAK, mayıs 2008 ayındaki AKTÜTÜN Karakoluna yapılan terör baskınında, karakola "köyün içinden" ateş açılmıştır. Devletten aylık 650 YTL maaş alıp hiçbir direniş göstermeyen, aksine saklanan korucularsa işin içindeki dalaverenin alametifarikaları dır.
BU HAİNLERİN GERÇEK YÜZÜNÜ BİLELİM, DUYURALIM !!!
TERÖR SADECE DAĞDA DEĞİLDİR; ASIL TERÖR, DEVLET DÜŞMANLIĞIDIR...
UNUTMAYIN: YALAN SÖZLERLE EKRANLARDA BOY GÖSTEREN HAİNLERE ACIRSANIZ, SONUNDA ACINACAK DURUMA DÜŞEN SİZ OLURSUNUZ...
Nalan Akgün
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
VAN
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
VAN
Doguda 6 yıldır görev yapmaktayım.
ilk ay onlara acıyorsunuz,
altı ay sonra devletimize ve batıda yaşayan vatandaşlarımıza.
AKTÜTÜN PROPAGANDASI
Bazı TV kanallarında, terör mağduru olarak adlandırılan aktütün köyü sakinleri ve özellikle ilköğretim çocuklarının okula gidememesi, köyün boşaltılmak istenmesi, kaymakamlık makamından yardım edilmemesi gibi çeşitli propagandalar yapılmaktadır. ..
YALAN !!!
1. Bahse konu köyde, basına yansıdığı kadar çocuk bulunmamaktadı r,
2. Devlet tarafından çocuk yardımı yapılmaktadır, bu sebeple bazı aileler 1,5-2 BİN YTL arasında aylık nakit para almaktadırlar,
3. Köyü terketmek istemeleri tamamiyle YALANDIR. Asıl niyetleri teör bahanesiyle köyü terk edip, aradan birkaç yıl geçtikten sonra, KÖYE DÖNÜŞ YASASI kapsamında aile başına 30-40 hatta 50 BİN YTL yardım almaya çalışmalarıdır. (Örnekleri aynı Şemdinli ilçesinde 2008 yılında yaşanmıştır.)
4. Sınır kaçakçılığından korkunç miktarlarda rant sağlamaktadırlar. Yerli araba görmeniz biraz imkansızdır.
5. Anlatılanlar küçük kız çocuklarına basın mensuplarınca ezberlettirilen; duygu sömürüsü amaçlı, tamamen asılsız diktelerdir. Oradaki çocuklara devlet tarafından her türlü yardım yapılmaktadır. İnanın batıda kendi çocuklarınıza böylesine bir destek hiçbir zaman verilmemiştir, verilmemektedir.
6. SON OLARAK, mayıs 2008 ayındaki AKTÜTÜN Karakoluna yapılan terör baskınında, karakola "köyün içinden" ateş açılmıştır. Devletten aylık 650 YTL maaş alıp hiçbir direniş göstermeyen, aksine saklanan korucularsa işin içindeki dalaverenin alametifarikaları dır.
BU HAİNLERİN GERÇEK YÜZÜNÜ BİLELİM, DUYURALIM !!!
TERÖR SADECE DAĞDA DEĞİLDİR; ASIL TERÖR, DEVLET DÜŞMANLIĞIDIR...
UNUTMAYIN: YALAN SÖZLERLE EKRANLARDA BOY GÖSTEREN HAİNLERE ACIRSANIZ, SONUNDA ACINACAK DURUMA DÜŞEN SİZ OLURSUNUZ...
Nalan Akgün
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
VAN
Harp Okulu resmi olarak 1835 yılında açıldı.
Yani bu yıl 174'üncü yaşını kutluyor...
Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, yıllardır üzerinde çalıştığı araştırmasını "Yüzyıllardır Harbiye" adlı kitabıyla çıkardı.
"Harbiye bir tarihtir. Harbiye bir felsefedir. Harbiye bir disiplindir. Harbiye bir yaşam biçimidir. Harbiye yeniliktir. Harbiye gelenektir. Harbiye terbiyedir..." diyen Prof. Taşkıran Harp Okulu tarihine ilişkin ilginç anekdotlar da aktarıyor.
Bunlardan biri de "Harbiye Disiplin Yönetmenliği".
Osmanlı dönemi Harbiyesi'nde bazı suçları ve bu suçlara verilen cezaları örneklerle yer veriyor.
Sabah namazına kalkmamak; 2 hafta izinsizlik
Cuma namazına gitmemek; 2 hafta izinsizlik
Okula sarhoş gelmek; 20 gün hapis
Kahvede iskambil oynamak; 20 gün hapis
Kumar oynayanları seyretmek; 5 gün hapis
Yakası açık gezmek; 4 hafta izinsizlik
Camiye gitmeyip helalarda saklanmak; 4 hafta izinsizlik
Gazinoda Hıristiyan kadınlarla oturmak; 1 hafta hapis
Okulda kumar oynamak; 10 değnek
Köy düğününde güreşe katılmak; Divan-ı Harp'e sevk
Tiyatroya gitmek; 4 hafta izinsizlik
Müstehcen resim çizmek; 15 gün hapis
Helada şarkı söylemek; 2 hafta izinsizlik...
"Yüzyıllardır Harbiye" Doğan Kitap'tan çıktı.
Yani bu yıl 174'üncü yaşını kutluyor...
Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, yıllardır üzerinde çalıştığı araştırmasını "Yüzyıllardır Harbiye" adlı kitabıyla çıkardı.
"Harbiye bir tarihtir. Harbiye bir felsefedir. Harbiye bir disiplindir. Harbiye bir yaşam biçimidir. Harbiye yeniliktir. Harbiye gelenektir. Harbiye terbiyedir..." diyen Prof. Taşkıran Harp Okulu tarihine ilişkin ilginç anekdotlar da aktarıyor.
Bunlardan biri de "Harbiye Disiplin Yönetmenliği".
Osmanlı dönemi Harbiyesi'nde bazı suçları ve bu suçlara verilen cezaları örneklerle yer veriyor.
Sabah namazına kalkmamak; 2 hafta izinsizlik
Cuma namazına gitmemek; 2 hafta izinsizlik
Okula sarhoş gelmek; 20 gün hapis
Kahvede iskambil oynamak; 20 gün hapis
Kumar oynayanları seyretmek; 5 gün hapis
Yakası açık gezmek; 4 hafta izinsizlik
Camiye gitmeyip helalarda saklanmak; 4 hafta izinsizlik
Gazinoda Hıristiyan kadınlarla oturmak; 1 hafta hapis
Okulda kumar oynamak; 10 değnek
Köy düğününde güreşe katılmak; Divan-ı Harp'e sevk
Tiyatroya gitmek; 4 hafta izinsizlik
Müstehcen resim çizmek; 15 gün hapis
Helada şarkı söylemek; 2 hafta izinsizlik...
"Yüzyıllardır Harbiye" Doğan Kitap'tan çıktı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
