t.dince®

12 Aralık 2009 Cumartesi

KOÇ'UN GIZLI ORTAGI BURLA BIRADERLER

KOC'UN GIZLI ORTAGI BURLA BIRADERLER

     
  Koç'un gizli ortağı: Burla Biraderler
  
       
  Türkiye'nin en büyük şirketlerinden olan Arçelik'te ve Arçelik'in dağıtım ağı Atılım Pazarlama'da önemli bir hisse payına sahip olan Burla Biraderler bundan 500 yıl önce İspanya'dan Osmanlı topraklarına göç eden bir İspanyol Yahudi ailesidir.

Can Kıraç'ın 'Anılarımla Patronum Vehbi Koç' kitabını okurken, kitabın satır aralarında geçen bir soyisim dikkatleri çekiyor; Burla Biraderler. 1960'lı yıllarda Koç'un en büyük rakipleri arasında da olunca hafızamı zorlayarak böylesine güçlü bir aileyi hatırlamaya çalışıyorum. Ama nafile. Türkiye'nin isimleri medyada çıkmayan gizli zenginlerine meraklı iseniz Burla soyadının sizi tahrik etmemesi mümkün değil.

Türkiye'deki kökleşmiş isimlerin yer aldığı 'Kim Kimdir?' kitabına bakıyorum. Ama Burla ailesi ile ilgili hiçbir bilgi kırıntısına rastlayamıyorum. Musevi cemaatine ait aile fertlerinden hiçbirisine ulaşmanın mümkün olmadığını kısa bir süre sonra anlıyorum. Ama içimde bir umut ışığı var: Monik Burla. Burla Biraderler'in torunu, Avni Benardete ile evlendikten sonra kamuoyu daha doğrusu sosyete dünyası onu Benardete soyadı ile biliyor. Fakat Avni Benardete daha sonra genç bir hanımla başlattığı ilişki sebebi ile Monik Benardete'den boşanıyor. Monik ise şu anda bir sebeple Avni Bey'in amcazadesi Ceri Benardete ile beraber. Karışık bir ilişkiler ağı var anlayacağınız. Monik Burla mübalağasız Burla ailesinin piyasa tarafından bilinen tek ismi. Gece hayatında, partilerde ve magazin dergilerinde boy göstermeyi çok sevdiği için biz de bu isme uzaktan da olsa aşina idik tabii..

'Konuşmaya yetkili değilim'

Sosyete dünyasını bilmediğimiz için beni kendisine ulaştıracak cep telefonunu zar zor buluyorum. Bu telefonu veren şahıs, bayan Benardete'nin çok görgülü ve gazetecilere karşı çok anlayışlı olduğunu söylüyor, ümidim de bundan kaynaklanıyor. Fakat telefonda karşıma çıkan ses ilk başlarda hiç de hoş sayılmayacak bir ses tonu ile Burla ailesi ile alâkalı bilgi veremeyeceğini, bu konuda 'yetkili' olmadığını söylüyor. Babası ve amcaları ile alâkalı birkaç masum soru dışında herhangi bir sorumun olmayacağını söylesem de, şirketin konuşmadığı bir konuda kendisinin konuşmasının mümkün olmayacağını söyleyerek özür dileyip telefonu kapatıyor.

Musevi ailelerin bu kadar kıyıda durmalarının elbette özel bir sebebi vardır. Ama yine de değinmeden edemeyeceğim; dünya şeffaflaşmaya gidiyor ve saklı yapılar artık illegaliteyi akla getirir oldu. Masonluk bile belli ölçüde şeffaflaşmaya gitmek zorunda kaldı. Birçok azınlık gibi Burla Biraderler de Türk milletinin üstünden çok büyük paralar kazanmış, otomotivden tekstile pekçok sektörde faaliyette bulunmuş bir aile olarak Türkiye'de çok önemli ticari işlere imza atmış ama kendilerini hep perde arkasında tutmak istemeleri oldukça dikkat çekici.

Rahmi Koç-Monik Burla dostluğu

Burla Ailesi İspanya Yahudilerinden ve Osmanlı topraklarına 1492 yılında göç eden bir aile. Bu sebeble 500. Yıl Vakfı'nın aktif üyeleri arasında Lori Burla da var. Aile şirketleri tekstilden otomotive, büro, kırtasiye malzemelerinden elektrik malzemelerine, oradan rulman ve fotoğraf makinesi pazarlamasına kadar birçok alanda faaliyet gösteriyor.

Ailenin önemli isimlerinden Monik Burla ile Rahmi Koç arasında çok sıkı bir dostluk ilişkisi var. Monik hanımın verdiği tüm davetlere Koç ailesi tam kadro katılıyor. Ayrıca küçük bir grup her ayın ilk perşembesi basından habersiz bir araya gelerek gurme toplantıları yapıyorlar. Aşağı yukarı 10 ailenin bulunduğu bu süzme toplantılara öğrenebildiğimiz kadarı ile, Rahmi Koç ve Monik Burla'nın dışında Nuri Çolakoğlu, Tezcan Yaramancı, Hakko ailesi, Nursen Gündüz ve ailesi ve Ceri Benardete katılıyor. Bu kısa dedikodudan sonra asıl meseleye girelim.

Burla Biraderler ile Vehbi Koç arasındaki ilişki sadece ticari alanda olmadı. Vehbi Koç'un arkasındaki 'gizli kahraman' olarak bilinen Bernar Nahum'un da Koç Grubu'na Burla Biraderler'den 1944 yılında transfer edildilmesi çok stratejik bir konumlanma örneği. Bernar Nahum biraz zor verdiği bu kararın arkasından hayatının sonuna kadar Vehbi Koç ile beraber oluyor. Şimdi de Nahum'un oğlu Jan Nahum Koç Holding'e ait Tofaş Grubu'nda murahhhas aza olarak görev yapıyor. Nahum, Koç'tan sonra Koç Grubu'ndaki en önemli soyadı. Koç'un özellikle yurtdışı ilişkilerinin arkasında hep Bernar Nahum'un uluslararası seviyede güçlü bağlantıları yatıyor. Elektrik ampulü, taşıt lastikleri, buzdolabı, çamaşır makinesi, Anadol otomobili üretimi gibi başlangıçta çok zor gibi görünen sektörlere girilmesinde Nahum'un hayal gücünün ve uygulama üstünlüğünün payı büyük. Bernar Nahum eğer Burlalarda kalsa idi Koç bu kadar büyüyebilir miydi bilinmez ama doku uyuşmazlığı olmaması halinde Burla ailesinin şimdikinden daha büyük bir noktada olacağı muhakkak.

Arçelik'te Koç-Burla ortaklığı

1960'lı yılların başlarında Vehbi Koç, beyaz eşya sektöründeki talebi karşılamak amacı ile çelik dolap işine girmek istiyordu ama Burla Biraderler de aynı şekilde bu işi yapmaya soyunmuşlar ve bir fabrika arıyorlardı. Bu durum Vehbi Koç'un hiç hoşuna gitmiyor. Piyasanın iki üreticiyi besleyecek kadar gelişmediğini düşünüyor ya da rakip istemiyor. Zaten Burla ailesi ile bazı sektörlerde kıyasıya bir rekabet yaşıyorlar. Bu sefer Koç, Burla Biraderler ile ortak olarak onların piyasa tecrübelerinden yararlanmak istiyor. Ve Burla Biraderler'e ince ve kurnaz zekası ile reddedemeyeceği bir teklif götürüyor. Vehbi Koç, Burla Biraderler ile görüşerek fabrikayı birlikte kurmayı teklif ediyor. Bilgi ve sermaye gücü nedeni ile çoğunluk hisselerine Koç grubu sahip olacaktır. Burla ailesine ise yüzde 20 hisse verilir. Bugün Burla Biraderler'in Arçelik içindeki payları yüzde 2,98'e inmiş durumda. Ama Arçelik Türkiye'nin en büyük özel şirketi ve cirosu 1 milyar 200 milyon dolar seviyesinde. Dolayısı ile yüzde 2,8'lik pay bile bir aileye en üst seviyede yaşam standardı sunacak kadar önemli bir rakama tekabül ediyor. Bugünkü değerlerle yaklaşık 100ˆ150 milyon dolarlık bir pay demek bu.

Hürriyet ve Cumhuriyet bağlantısı

Bir dönem kağıt işinde de Türkiye'de belirleyici bir rol oynamışlar. Hürriyet gazetesi ile Burla ailesi arasında da ispatı bir çırpıda mümkün olmayan bir finans ilişkisi olduğu biliniyor. 150 milyon doların üstünde ciro yapan ve bu açıdan Türkiye'nin en büyük gazetesi olarak bilinen Hürriyet gazetesini destekleyen kurucu kadrolar arasında Burla Ailesi başı çekiyor.

Cumhuriyet gazetesine gelince... Cumhuriyet'in de, kurucusu Yunus Nadi. Mason olan Yunus Nadi, Arnavut kökenli yazar Naci Pelister'in "Türk Matbuatı Yahudilerin Kontrolü Altında" başlıklı bir yazısında bildirdiğine göre aynı zamanda da bir "Karaim Yahudisi". Karaimler, 8. yüzyılda kurulmuş bir Yahudi tarikatı. Bu durumda Cumhuriyet'i bir "tarikatçı gazetesi" olarak tanımlamak mümkün olabilir; tabii İslam değil Yahudi tarikati elbette. Cumhuriyet'in Milli Şef dönemindeki yükselişi ise, iki Yahudi şirketinden aldığı destek sayesinde oldu.

O dönemde Türkiye'deki gazetelerin ilan işleri, "Yahudi şirketi" olan Hoffer'in, kağıt işleri de Burla Biraderler'in elindeydi. Onların tutmayacağı bir gazetenin yükselmesi ve hatta yaşaması zordu. Bu bilgiden hareketle insanın aklına Burla ailesi acaba Karaim tarikatına mı üye diye bir soru gelebiliyor.

Devlet ihalelerinde aktif oldular

Burla Biraderler'in nasıl büyüdüğüne bakıldığında iki şey dikkati çekiyor; dışarıdaki bağlantıları ve içerideki rakipsizlikleri. Cumhuriyetin başlarında bazı ithal malların satılmasında ve devlet ihalelerinde Yahudi ailelerin çok büyük avantajları olmuştu. 1954 yılında Galata'da Üzeyir Garih ile İshak Alaton'un beş bin lira sermaye ile kurdukları Alarko Holding'in bugünkü gücüne ulaşmasında, 1958'de dönemin başbakanı Adnan Menderes'in kendilerine Ankara'da kurulacak olan bir para matbaasının havalandırma tertibatının ihalesini vermesinin önemli rolü olduğunu kimse inkar edemez. Elektrifikasyon ve elektrik malzemelerinin satışı ile piyasaya giren Burla Biraderler'in de gerek devletten aldıkları ihalelerle ve gerekse Türk işadamlarıyla yürüttükleri ortak çalışmalarla kısa zamanda büyük güce ulaştıkları ortada.

Türkiye'nin en eski sanayici ailesi

Burla Birderler'in şirketleri Türkiye'nin en eski ticaret ve sanayi şirketlerinin başında geliyor. Burla Biraderler'in en eski şirketi 1928 yılında kurulan Ottaş Otomotiv ve Taşınmaz Mallar Sanayii. Ottaş bugün Türkiye'nin en eski otomotiv şirketi. Ottaş'ın şu anki yönetim kurulunda şu isimler bulunuyor: Lori Burla, Leon Hahanel, Sara Bornsten, Emil Franko, Nadya Sonman, Robert Sonman ve İvet Burla.

Yine Burla Biraderler'e ait Burla Makine Ticaret ve Sanayi şirketinin yönetiminde de aşağı yukarı aynı isimler var: Lori Burla, Monik Benardete, Terry Sonman, Toni Hananel, Nadya Sonman, Sara Bornsten, İvet Burla, Leon Hananel ve Robert Sonman. 1975 yılında kurulan şirket, tezgah makineleri, yedek parçaları ithalat ve ihracatı alanlarında faaliyet gösteriyor.

Power dergisinde Burla Biraderler ile çıkan bir haberde şu bilgiler yer alıyor: Burla Ailesi Arçelik'in yanı sıra Koç Holding'in beyaz eşya pazarlama şirketi Atılım'da da hisseye sahip. Lori Burla şirket yönetim kurulunda ve başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Atılım'daki hisse payı ise bilgiye kapalı yapıdan dolayı bilinemiyor.

File Tül Makine ve File Tekstil Sanayii, Burla ailesinin tekstil sektöründeki şirketleri arasında yer alıyor. File Tül'ün yönetim kurulunda Yusuf ve Reyna Burla ve Eddi Anter isimleri var. File Tül Makine her türlü tel örgü, makine ve ipliğiyle mensucat imalatı alanlarında faaliyet gösteriyor. File Tekstil genel bir ticaret şirketi hüviyetinde. Bir başka tekstil şirketi Şen Triko da Yusuf Burla yönetiminde. Burla ailesinin şirketi olan Birol File de Birol Burla tarafından kurulmuş.

11 Aralık 2009 Cuma

ASKER İÇİŞLERİNİ GİZLİ YAZIYLA 2. KEZ UYARADI 'POLİS ABD-AJANLARIYLA İŞBİRLİĞİNDE'



Genelkurmay’ın bu kez özellikle “Polisler izin almadan AFOSI görevlileriyle temas kurmasın” vurgusu dikkat çekti. Genelkurmay, yazıyı Başbakan Erdoğan, ABD’deyken İçişleri’ne iletti.
GENELKURMAY Başkanlığı’nın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a yolladığı ‘gizli’ yazıyla, “Amerikan ajanları faaliyette, dikkat” uyarısı yaptığı ortaya çıktı. Genelkurmay, ‘görev ve yetkilerinin dışına çıkan’ ABD’nin AFOSI ajanlarıyla
polisin hiçbir şekilde görüşme yapmamasını istedi.




POLİSE KRİPTO GİTTİ
Türkiye’de konuşlandırılan ABD Hava Kuvvetleri Araştırma Bürosu’nun (AFOSI)
faaliyetlerine dikkat çekilen kriptolu yazıda, “AFOSI personelinin görev ve sorumluluk alanı ABD’nin müşterek savunma tedbirlerine katılmasına müsaade edilen TSK tesislerinde görev yapan ABD askeri personelinin
faaliyetlerinin ta
kip edilmesiyle sınırlı olduğu” hatırlatıldı. ABD ajanları ile polisin görüşme yapmaması özellikle vurgulanan yazıda, AFOSI personelinin ancak özel izinle görev sahası dışına çıkabildiği belirtildi.




8 AY ÖNCE DE UYARDI
Genelkurmay Başkanlığı ilk uyarıyı ABD Başkanı Obama’nın Nisan 2009’da Türkiye ziyaretinin hemen ardından İçişleri Bakanlığı’na bildirmişti. AFOSI
ajanlarının yetkilerini aşarak, yerel yönetimlere ilişkin bilgi topladığı yönündeki faaliyetlerine karşı İçişleri Bakanlığı’nı uyaran Genelkurmay Başkanlığı,
Türkiye’de görevli ABD Hava Kuvvetleri Özel Tahkikat ve Araştırma Bürosu (AFOSI) ajanlarının “yetki ve görev sahası dışına çıkarak”, bazı yerel
yöneticileri ziyaret ettiklerini ve bilgi istediklerini belirtmişti. İçişleri Bakanlığı ABD Başkanı Obama’nın nisan ayında Türki
ye’yi ziyaret etmesinin
ardından 81 ilin valiliğini bu konuda uyarmıştı. AFOSI personelinin ABD
Ankara Savunma İşbirliği Ofisi’nin yanı sıra İncirlik’teki 10’uncu Tanker Üs
Komutanlığı’nda ve İstanbul ile İzmir’deki idari destek kuruluşlarında faaliyet gösterdiği biliniyor.
GÖREV TARİFİ FARKLI
Kurumun görevi ‘ABD Hava Kuvvetleri faaliyetlerine özel araştırma hizmetleri sağlamak ve yetki verildiğinde personel koruma hizmetlerini yerine
getirmek’ olarak tarif ediliyor.
ABD Hava Kuvvetleri’nin ajanları
2004 yılında Adana İncirlik Üssü’nde görevli bir AFOSI personelinin hiçbir makamın bilgisi olmadan görev sınırlarını aşarak, Giresun, Rize ve Trabzon’da görüşmeler yaptığı tespit edilmişti. Ajanların Irak’ta kaybolan ABD
silahlarının izini aradığı iddiaları da basına yansımıştı

10 Aralık 2009 Perşembe

TÜRK BAYRAĞIN DA KALMAK ENAYİLİK

Kalkavan:Türk bayrağında kalmak enayilik
İMEAK Deniz Ticaret Odası Aralık ayı Olağan Meclis Toplantısı'nda konuşma yapan Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, "Gemilerinizde bayrak sevmeyi unutun" dedi.
04 Aralık 2009 / 08:37
Türkiye'de gemi inşa bitiyor
Deniz Ticaret Odası Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı'nda konuşma yapan Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, "Gemilerinizde bayrak sevmeyi unutun" dedi.
Sertifika değişikliğinde ön duyuru yapılabileceğini ve bunun düzetilmesi gerektiğini belirten Kalkavan, aynı şeyin Türk bayrağına geçecek olan yatlar içinde geçerli olduğunu ifade ederek "Şuan da belli bir şeyi kaybettik. Eskiden mutfakta beraber çalışırdık. Şimdi her şeyi onlar biliyor, pişiriyor, bize servis ediyorlar. Görüş veriyoruz. On taneden bir tanesini düzeltiyorlar. Burada siz sadece kendi problemlerinize odaklanmayın. Her şeyi yönetimden beklediğiniz zaman olmaz. Herkes elinden geleni yapsın" dedi.
Kapalı kapılar ardında yapılan mücadelede ilk 3 yılda büyük başarı kazandıklarını kaydeden Metin Kalkavan, bürokrasinin her şeyi bildiğini, bakanlarında işlerinin arttığını söyledi. Bu kadar insan alındığı için hepsininde yeni bir şey yaratmaya çalıştığını ifade eden Kalkavan, "Biz şimdi dünya IMO kurallarının önüne geçtik. Bir maliye olayı var. Biz üçüncü, dördüncü ya da alt malzeme alığımız taşeronu nasıl takip ederiz. Dünya ticaretin önünü açmak için uğraşırken bizde zorlaştırmak için uğraşıyoruz. Bu ülke gençlere nasıl iş imkanı açacak. Burada kimseyi suçlamıyoruz. Ama öyle hale geldik ki başka dertlerden buralar unutuldu. Ne derdiniz var diye soran yok" dedi.
"Bugün rahat olanlar zamanınızın yerinizin kıymetini bilin" diyen Kalkavan, bu ülkede üretici olmanın gittikçe zorlaştığını söyleyerek herkesin çok dikkatli olmak zorunda olduğunu vurguladı.
Gemilerde bayrak sevmeyi unutun
Gemilerinizde bayrak sevmeyi unutun diyerek tavsiyede bulunan Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, "Türk bayrağını seviyorsanız götürün evinize asın" diyerek toplantının gündemini oluşturdu.
Kalkavan konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
"Şuanda ki çalışma potansiyeliyle, gemilerin gelirlerindeki dökmeciler hariç Türk bayrağında kalmanız enayilik. Çünkü 500 dolar fazla kazanmak sizi artıya götürüyor, kazanmamak eskiye götürüyor. Yabancı bayrağa geç 500 dolar al. Sigortadan avantadasın. Müsteşarlığa gidiyorsunuz sürekli para veriyorsunuz. Bazı şeyleri artık anlamak lazım. Bayrağımızı hepimiz seviyoruz. Vicdan azabı da çekmeyin. Bu gemileri yurt dışında yapılmış yatırım olarak bakın. Bu ülkeye böyle hizmet edecekseniz rekabet dışında kalırsınız. Tavsiyem özel bir mal taşımıyorsanız Türk bayrağından çıkın. Belki o zaman anlayacaklar. Şu anda Yönetim'de olan arkadaşımızın hem Türk, hem Malta hem İtalyan bayraklı gemisi var, farklarını söylesin. Bizi iyi görüyorlar, bunlar iyi kazanıyor, cukkaları da var diye düşünüyorlar. Almanya, İtalya, Çin bunlar manyak mı? hepsi deli mi ki yardım yapıyorlar. Süre kazandırıyorlar. Bütün bu devletler deli mi? Sektöre yardım yapıyorlar."
Bu politika devam ettiği sürece Türkiye'de gemi inşanın ömrünün bir-iki sene, yan sanayinin ömrünün de belki ondan biraz daha fazla olacağını söyleyen Kalkavan, "Yazık olacak. Türkiye'de henüz iflas etmiş yada kapanan tersane yok, işi azalanlar var. Tuzla'ya, Yalova'ya gidip görün her gün işçi çıkarılıyor. Tersane kazaları ile ilgili o kadar yaygara koparıldı 26 senede 129 ölü. Bayram tatilinde trafik kazalarında yüzlerce ölü oldu. Kim konuşuyor. hiç kimse... Ben farklı sorunlarınızı dile getirmenizi istiyorum. Bu kadar basit şeylerle verimsiz çalışma lüksümüz yok" dedi.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın krizle ilgili yapacak bir şeyi olamadığını ancak Başbakanın yapabileceğini söyleyen Kalkavan "biz de hiç bir şey yapamayız" dedi. 
Kalkavan, birbirimizin sorununa sahip çıkmazsak hiçbir şey yapamayız diyerek bu bütün dağılınca hepsinin kaybolacağını; yan sanayinin çökeceğini, limanlarda problemler yaşanacağınıve tersanelerin de çökeceğini söyleyerek "Bu kadar büyüttüğümüz sektörü bu hale getirmek üzücü" dedi.
Deniz turizmiyle ilgili Göcek’e Fethiye’nin sahip çıkması gerekli olduğunu şikayetlerini yapmaları halinde kendilerinin destek olacağını belirterek önemli olanın birliğe kötü zamanda sahip çıkmak olduğunu ifade etti.
"Hangi alanda olursanız olun çok ciddi büyük bir tehlike geliyor" diyen Metin Kalkavan, Kurtuluşun satmak ve gemi yapmamak olduğunu dile getirerek, daha önce 2012 siparişleri için sıfır dediğini ve kayıtların onu gösterdiğini söyleyerek "2012’de gemi teslimi sıfır. 2011'de bir kaç tane 2012'de ise hiç gemi teslimi olmaz. Tersane başına bir tane gemi bile düşmüyor. Bu gerçeği görmezseniz çözme şansınız yok. Bizim çektiklerimizi bilmiyorsunuz birde konuştuğumuz için fırça yiyoruz. Dünyada iktidarlar ekonomi yüzünden kayboluyor. Bizim ekonomiye katkımız bittiği gibi ciddi zararımız da var. Geçen sene biz sektör olarak devlete minimum 500 milyon dolar civarında vergi verdik. Çalışmayan adamın vergisi olur mu? Sosyal Sigortalar priminin karşılama oranı yüzde 50’ye düştü. Bunun ne kadar büyük tehlike olduğunun farkında değiller. Herkes bütçe açığını aşıyor biz de azaltmaya çalışıyoruz. Zaman frene basmak zamanı değil. Ciddi bir problem var. Uygulamadığımız stratejiye bakmak lazım. Zaman su gibi akıp geçiyor. Olan bu ülkeye oluyor. Bugün rahatsınız diye hep böyle olacağınızı düşünmeyin. Yarın büyük ödemeler geldiğinde ödeyemezsiniz. Bu piyasanın kıza zamanda ayağa kalkacağını unutun. Ne kadar süreceği belli olmaz. Çok uzun bir maratona başlıyoruz. Bünyenin çok kuvvetli olması ve buna göre hazırlanmanız lazım" diyerek konuşmasını tamamladı.

9 Aralık 2009 Çarşamba

AKP NASIL KURULDU

AKP NASIL KURULDU? 
Karasinekler, iltihaplı yaraları arayıp kondukları gibi, Siyonizmin süvarileri de makam ve menfaat düşkünlüğü dışa vurmuş tipleri bulup, onları kendi milletine ve ülkesine karşı kullanmakta ustalaşmışlardır...

------------------------------------------------------------------------


ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz de (aslen Yahudi olup Siyonizmin Türkiye ve Ortadoğu stratejisti) Refah Partisi İstanbul Beyoğlu İlçe Başkanı Tayyip Erdoğan'ı keşfetmesinden sonra Erdoğan malum medya marifetiyle toplum gündemine taşınmış, İlçe Başkanlığından İl Başkanlığına, oradan belediye başkanlığına ve derken Parti kurulup başbakanlık adaylığına varan hızlı yükseliş tirendi başlatılmıştır. Erdoğan'ın Abramowitz'le Kasımpaşa'daki özel bir vakıfta başlayan tanışıklıkları, belediye başkanı seçilme öncesi ve sonrası Belediyenin Florya tesislerindeki görüşmelerle devam etmiş, ardından Tayyip Erdoğan'ın Amerika ziyaretleri yoğunlaşmıştır. İlk defa 17-21 Nisan 1995'te başlayan, daha sonra 17-22 Kasım 1996, 20-23 Aralık 1996, Cezaevine girmeden hemen önceye rastlayan 1 Mart 1998 ve yine 16 Temmuz 2000 tarihlerinde tekrarlanan ABD gezileri bunların bazılarıdır.
Tayyip Erdoğan'ı Belediye makamında 15 Ekim 1996 günü ziyaret eden Abramowitz'in
'Siz İstanbul'u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz!...' sözleri basında yer almış ve 'Tayyib'in bazı şartları kabul etmesi halinde, ABD'nin kendisini başbakanlığa hazırlayabileceği mesajı' şeklinde yorumlanmıştır. Hatta o günlerde bazı gazeteler 'Abramowitz Erbakan'ın yerine Tayyib'i hazırlıyor' manşetlerini atmıştır.[1]
Abramowitz ise zaten bu gerçeği çok önceden ve Ertuğrul Özkök'ün köşesinden şöyle açıklamıştır:
'Evet, kravatlı ve daha şehirli kılıklı görünen Erdoğan'ı Erbakan'a tercih ederiz'[2]
Tayyip Erdoğan'ın Abramowitz'in ziyaretinden sonra Erbakan Hoca'dan uzak durmaya başladığı ve Hoca'nın İstanbul'daki açılış törenlerine bile katılmadığı da dikkat çekici bir ayrıntıdır.[3] Erbakan Hoca, elbette bütün bunların farkındadır. Ama O, hem İstanbul'da büyük başarılar kazanılması yolunda bu rüzgardan yararlanmayı, hem de T.Erdoğan'ın bu tuzaktan kurtulacağını ummaktadır. Ve tabi içimizden bazıları şimdilerde her ne kadar 'biz bu hıyanetleri yeni anlamaya başladık' deseler de, aslında Erbakan Hoca'ya bir rakip hazırlanmasından ve Milli Görüşün altının oyulmasından gizli bir memnuniyet duymaktadır.
Abramowitz-Erdoğan görüşmelerini ayarlayan kişi ise gazeteci Ruşen Çakır'dır. Ruşen Çakır 1992'de Türkiye'ye gelen CIA Ortadoğu şefi ve Yahudi asıllı Graham Fullerle görüşüp, ılımlı Amerikancı İslamcılar hakkında bilgiler verip onların ele başlarıyla buluşmalarını da sağlamıştı. Bunun arkasından Çakır, Graham Fullerin de yetkili olduğu Rand Corporotion'dan burs alarak Amerika'ya yollanmıştır. Daha sonra Milliyet Gazetesine 'özel Muhabir' atanan Ruşen Çakır İsrail'e gidip birkaç ay kalmıştır. Ruşen Çakır şimdi de, Dönme İsmail Cem'in YTP'sine katılmıştır.
312-2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu bayan Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı Belediye makamında ziyaret edip, Washington'un talimatıyla, 'bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır' açıklamasını yapmıştı. Oysa aynı ABD yetkililerinin Erbakan'a karşı girişilen, haksız yere partilerini kapatma, hükümetini yıkma ve cezaevlerine tıkma olayları karşısında sessiz ve tepkisiz kalmaları dikkatlerden kaçmamıştı.
Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan'la bir görüşme yaptığı ve Ona 'Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği' yolunda garanti verdiği konuşulup yazıldı. Bu David Sultan, uzun yıllar İsrail ordusunda görev yaptıktan sonra dışişleri kadrosuna alınan azılı bir İslam düşmanıydı...[4] Hatırlanacağı gibi, daha önceleri Erbakan Hoca'ya 'İsrail ve Amerikan karşıtı politikaları terk edelim' teklifini getiren kişi olan Korkut Özal da Tayyip Erdoğan'ın fikir babalarındandı.
Tayyip Erdoğan ve ekibinin, AKP'yi kurma aşamasında ABD Büyükelçiliğinde görevli üst düzey mason, müsteşar Lawrence ile sık sık görüştükleri ve yine Abdullah Gül'ün İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan'ı makamında ziyaret edip parti çalışmaları hakkında bilgilendirdiği basına sızdı.
Ve zaten Londra Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Türkiye Uzmanı Dr. Andrew Mango, Abdullah Gül'ün sık sık ABD ve İngiltere'ye giderek görüşmeler yaptığını açıklamıştı.[5] Dış güçlerin, T.Erdoğan'ın seçimlere sokulmayarak mağdur edilmesini ve bu durumun merhamet istismarıyla AKP'ye birkaç puan daha getirmesini ve böylece kendilerine daha yakın gördükleri ve güvendikleri Abdullah Gül'ün genel başkanlığa seçilmesini kurguladıkları da sezilmeye başlanmıştı. Ve zaten SP'li Mehmet Bekaroğlu'nun T.Erdoğan'a da yarayacak olan kanun değişiklikleri teklifine AKP yönetiminin özellikle ilgisiz kalmaları da bu görüşümüzü haklı çıkarmaktaydı... Ve AKP'ye hangi zihniyetin hakim olduğunu ortaya koymaktaydı...
Başsavci Sabih Kanadoglu'nun itirafiyla, affa ugrayan katillerin, çetecilerin ve irza tecavüzcülerin bile milletvekili olabildigi, ama 312. magdurlarinin engellendigi bir uygulamaya AKP'lilerin razi olmalari, insanlarin kafalarini kariştirmaktaydi.
Ülkemize hıyanet ve hakaretleriyle meşhur AB'nin eski Türkiye temsilcisi bayan Karen Fogg da 'Erdoğan'ın Hıristiyan Demokratlara benzediğini, sol ve sağın boşalttığı alana yöneleceğini, siyasal ve ekonomik bakımdan batılı değerlere yanaşacağını ama bunlara ahlaki ve kültürel bakımdan yerli öğeler katacağını ve başarılı olacağını' ortaya atmıştı.[6] Böylece, AKP'nin IMF zehirine, yerli çikolata sürerek millete yutturacağı anlaşılmıştı.
Daha da düşündürücü olani, Tayyip Erdogan'in Yenilikçi Hareketine meşhur Siyonist ve CIA ajani Graham Fuller'in tam destek vermesiydi... Fuller, Türkiye'de artik Kemalizm'in modasinin geçtigini ve 'ilimli Islam'a öncülük etmesi gerektigini ileri sürmekteydi. Bir röportajinda 'Fazilet Partisindeki gençlerin baskin çikacagi ve Yenilikçi Hareketin ilimli Islama liderlik yapacagi' kehanetini dile getirmekteydi!?..[7]
Batılı güçlerin ve masonik merkezlerin sık sık seslendirdiği 'ılımlı İslam', Siyonizmin sömürü saltanatına taşeronluk yapacak... Kuran'ın adalet ve asaleti öngören kurum ve kavramlarını teferruat sayıp yozlaştıracak... Müslümanları köle ruhlu, uysal ve uygar(!) vatandaşlar haline sokacak bir anlayışı ifade etmektedir.
Türkiye için tasarlanan 'ılımlı İslamın' siyasi aktörlüğüne: 'Biz din eksenli parti değiliz...' 'Dinsel milliyetçiliği reddederiz...' 'Adil Düzen, faizsiz sistem, İslam Birliği gibi içi doldurulmamış kavramları terk etmişiz, değişmişiz...' 'Milli Görüş markasıyla alakamızı kesmişiz...' itirafında bulunan Tayyip Erdoğan... Dini önderliğine ise Fethullah Gülen seçilmiştir. Bunlara sorarsanız, hakkında açılan mahkemelerden kaçarak Amerika'ya sığınan Fethullah Gülen'in bu davranışı 'Hicret', Mason zenginlerin yüz binlerce dolar karşılıksız burs vererek Tayyib'in kızlarını, oğlunu ve gelinini Amerika ve İngiltere'de okutması, başörtüsü yasağından kaynaklanan bir 'mağduriyet'tir. Açıkça görüldüğü gibi dini kavramları ve manevi duyguları istismar etmek, bunların mesleğidir.
Evet, Peygamber Efendimiz, Mekke'den Hicret etti ama, önce Medine'de müsait bir ortam meydana getirdi. Halbuki şu andaki Amerika hala zulmün ve Siyonizmin kalesidir.
İkincisi, Peygamberimiz önce sahabesinin en fakir ve çaresiz olanlarını... Bir müddet geçince orta halli bulunanları ve nihayet kısmen iyi durumda sayılanları Medine'ye göndermiş... Böylece hepsini emniyete aldıktan sonra en tehlikeli döneme Hz.Ali ve Ebubekirle birlikte kendi hicretini ertelemişti... Halbuki hoşgörü edebiyatıyla, dünyadaki bütün dinlerin karışımıyla ortaya çıkarılan Siyonist Moon tarikatının temsilcisi gibi davranan kişi, en küçük bir baskı karşısında Amerika'ya önce kendisi kaçıyor, ardından ekibinden bir iki zengin ve saygın kimseyi çağırıyor... Binlerce talebesini ise kendi haline terk ediyor... Bunun adı da 'hicret' oluyor!..
Ve yine on binlerce kız evladımızın, okullarının önünde en temel haklarından mahrum edildiği bir ortamda, Tayyip Erdoğan'ın kızlarının bu mağdur ve mazlum yavrularımızın yanında ve arkasında mücadele etmesi gerekirken, tutup, hem de kaynağı karanlık ve kıskandırıcı imkanlarla Avrupa ve Amerika'ya kaçırması 'mecburiyet' sayılıyor!.. Üstelik artık başörtüsü AKP için öncelikli sorun olmaktan da çıkmış bulunuyor. Hem, Türkiye'de Müslümanların eğitim özgürlüğünün kısıtlandığından ve bu yüzden çocuklarını yurt dışına kaçırmak zorunda kaldığından bahsediyor, hem de başörtüsünün öncelikli sorunları olmadığını beyan ediyor!... Her konuda olduğu gibi bunda da çelişkiye düşüyor. Ve zaten Fethullah Gülen tarafından, başörtüsü sadece teferruat kabul ediliyor!..
Mayıs-2000 de gerçekleşen ABD ziyaretinde Tayyip Erdoğan, orada yaşayan Fethullah Gülen'le görüşmüş ve kuracakları partinin genel politika ve projelerini konuşmuşlardı. Bu arada Erdoğan-Gülen arasındaki köprü görevini eski radikal İslamcı yazar bilinen ve 'Mekke Resullerin Yolu' gibi kitaplarını şimdi inkar eden Ali Ünal yürütüyor, İstanbul Washington arasında mekik dokuyor. Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan partisinin teorik temellerinin hazırlanmasına Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru katkıda bulunuyor... Ve yine Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı ve İshak Alaton, Üzeyr Garih gibi Musevi iş adamlarına ödül dağıttığı Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfının düzenlediği meşhur Abant Toplantılarında bu yeni oluşumun siyasi zihniyet ve şahsiyetleri eğitilip yetiştiriliyordu.
Bugün AKP'de siyaset yapan Bülent Arınç, Ali Coşkun, Cemil Çiçek ve Prof. Burhan Kuzu gibi isimler Abant Toplantılarını kaçırmıyordu...
Bülent Arınç, Saadet Partisi Genel Başkanlığı kendisine verilecek hevesiyle günlerce bekleyen, olmayınca AKP'ye geçen ilkeli bir isim!... Eğer Genel Başkanlık verilseydi şu anda Milli Görüşü savunurdu... Ve geçenlerde, sayesinde Amerika'nın Türkiye'yi telefonla yönetmeye başladığı, döneminde hırsızlık ve soysuzluğun meşrulaştığı ve ABD hatırına bulaştığımız Körfez Savaşıyla ülkemizin 50 Milyar dolar zarara uğratıldığı Turgut Özal için 'Eğer yaşasaydı gidip şortunu öperdim... Çünkü Özal şortla asker teftiş ediyordu' diyecek kadar da, ordumuza karşı içlerinde bir hınç besledikleri ortaya çıkıyordu... Halbuki zaman zaman bazı yamuk ve yanlış kafalar çıksa da, ordumuz vatanımızın ve bağımsızlığımızın sigortasıdır ve komuta kademesinde, Milli Şuur giderek ağırlık kazanmaktadır.
Ve zaten Tayyip Erdoğan'ın 90 yıllarında Trabzon'daki bir miting konuşmasında ordumuzu hedef alan sorumsuz ve seviyesiz sözleri de, aslında davamızı ve Erbakan Hocamızı sıkıntıya sokmaya yönelik kasıtlı bir ucuz kahramanlıktı... Çünkü ilk yıllarında belki yeterli eğitimi almamış askerlerimizle PKK mücadelesi başlatılmış olabilir-bu da tabiidir. Çünkü hiçbir devlet teröristlere, siz katliama devam edin, benim eğitilmiş askerim yok diyemez- Ama 1983'lerden sonra terörle mücadele için özel eğitimli birlikler oluşturulmaya başlanmıştı. 1990'larda ise tamamen hazırlıklı ve her bakımdan donanımlı olan güvenlik güçlerimiz, bütün Siyonist ve emperyalist dünyanın desteklediği PKK terörüne karşı üstün başarılar kazanmaktaydı. Mayası ve marifeti belli olan Çevik Bir ekibiyle sıkı fıkı ilişkiler kuran bu AKP'lilerin Milli ordumuza karşı olumsuz tavırları acaba nereden kaynaklanmaktaydı? Herhalde bazıları, Erbakan karşıtlığı yanında ordu düşmanlığının da, Siyonist odaklarda pirim yaptığının ve puan kazandırdığının farkındaydı...
Milli Görüş bünyesine uyum saglayamadiklari için bu davadan kopan radikal ve marjinal unsurlarin, bütünüyle AKP'de buluşmalari... Ve daha önce bunlari bahane ederek Milli Görüş'e saldiran masonik merkezlerin şimdi ayni kesimlere sahip çikmalari da, beyinleri zorlamakta ve kuşkulari arttirmaktadir.
Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan ortaklığındaki önemli bir aracı da 'Müthiş Türk' diye isim yapan Ali Rıza Bozkurt'tur. Sivas'ın Kangal İlçesine bağlı, alevi Mamaş Köyünden, çiftçilik yapan Ali Rıza Bozkurt, şimdi Dünya Mason locasının en gözde simalarından... ABD'li Siyonist şirketlerin Orta Asya ve Orta Doğudaki en önemli simsarlarından... Körfez Savaşında bir ara Irak askerlerine esir düşen Ali Rıza Bozkurt, 24 saat içinde serbest bırakılmıştı.[8]
Geçenlerde Amerika'dan dönen Mason Ali Rıza Bozkurt ayağının tozuyla AKP'ye katılmıştı. Orta Asya petrollerinin Akdenize taşınması konusunda BOTAŞ'ın karşısında ABD şirketlerini savunan Meşhur Türk(!) Tayyip tarafından ayakta karşılanmıştı...
Gülen-Erdoğan arasındaki önemli ayaklardan birisi de Azizler Holding A.Ş.'nin başkanı ve BİM Marketler zincirinin ortağı mason Cüneyt Zapsu'dur. Aynı zamanda TÜSİAD üyesi olan ve F.Gülen'e yakınlığıyla tanınan Zapsu, Tayyip Erdoğan'ı TÜSİAD'çılara pazarlayan kişidir. Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Can Peker, Kaya Turgut gibi Mason TÜSİAD'çılarla Tayyib'in buluşmasını sağlayan, Fethullah Gülen'in gözdeleri Cüneyt Zapsu ile Münci İnci'dir.[9]
AKP'nin AB ile ilgili yaklaşimlari da tutarli ve yararli degildir. Çünkü 'Sevr'i uygulamaya koymak, yani Türkiye'mizi parçalamak isteyenler, şimdi bu emellerini Avrupa Birligi dayatmalariyla gerçekleştirmek istiyorlar. PKK'ya siyasallaşma ve Kürtçe egitime kapi açma girişimleri, Kürt kardeşlerimizin hak ve hürriyetlerini saglamaktan ziyade, Sevr'in 'Elbistan'dan Musul'a kadar olan bölgede Kürdistan kurulmasini öngören' maddesine hazirlik niyeti taşimaktadir.
Ve yine AB uyum yasalarıyla 'azınlık vakıflarına tanınan haklar ve imkanlar', Bizansı, Ermenistan'ı, Pontus Rum planını diriltmeye yarayacak sinsi fırsatlar tanımaktadır. Şu anda ülkemizde sadece 100 bin kadar azınlık bulunmasına karşılık tam 160 tane vakfın ortaya çıkması ve hak aramaya başlaması... Yahudilerin Almanya'dan aldığı gibi, Ermeniler'in de Türkiye'den sözde soykırıma karşı tazminat talebinde bulunması, öyle zannedildiği gibi insan hakları ve demokratikleşme ile pek ilgisi olmadığının kanıtıdır. Böylece misyonerlik faaliyetleri (Hıristiyanlaştırma hıyanetleri) de resmiyet ve cesaret kazanacaktır.
Ve yine AB'ye alınmak için ille de çözüm diye, Kıbrıs'ın bütünüyle Rumlara devredilmesi şart koşulmaktadır.
Ve hele İngiliz Başbakanı Blair dışında, başta Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve İslam ülkeleri olmak üzere bütün dünyanın, Bush'un kovboy mantığıyla Irak müdahalesine karşı çıkmasına rağmen, AKP'lilerin masum ve müslüman Irak halkını değil zalim ABD'nin bu saldırganlığını destekler mahiyetteki tavırları, bunların hangi güçlerin güdümüne girdiğini açığa vurmaktadır.
Tayyip Erdoğan'ın uluslar arası Yahudi Lobileriyle ilişkili bazı generallerle bağlantılarını kuran kişi ise, Çevik Bir'dir. Çevik Bir Siyonist kuruluş JİNSA'dan ödül alan birisidir.[10]
JİNSA (Yahudi Milli Güvenlik Enstitüsü)
JEWİS COMMİTE (Amerikan Yahudi Komitesi)
USIP (Birleşik Devletler Bariş Ve Strateji Enstitüsü) gibi Siyonistlerin kontrolündeki örgütlerin Tayyip Erdogan, Fethullah Gülen ve Çevik Bir'le ortak ilişkileri dikkat çekmektedir.
USIP, CIA ve Pentagonla bağlantılı, başka ülkelerde ve özellikle Türkiye'de iktidara gelecek kişilerin İsrail ve ABD'ye sadık kalıp kalmayacaklarını araştıran ve garantiye alan bir üst kuruluş olarak bilinmektedir.
1998 yılında bu USIP'ın düzenlediği Lonra'daki bir özel toplantıya Abdullah Gül ile, MÜSİAD'ın eski başkanı Erol Yarar katıldı...Ve ne tesadüf aynı tarihler Tayyip Erdoğan da Londra'daydı. ABD'nin Yahudi kökenli iki Türkiye stratejisti Marc Grosman ile Morton Abramowitz ise bu toplantının mimarlarıydı...
Çevik Bir, talihsiz 28 Şubat hareketinde ABD'nin truva ati görevini üstlenmişti. Şükür ki bu ekip kisa bir zaman sonra tasfiye edilmişti. Tayyip Erdogan'la münasebetleri, belediye başkanligi döneminde başladi. Ocak 1999 da cezaevinden çiktiktan sonra Çevik Bir'le Istanbul'da yine bir araya gelindi. Bundan bir müddet önce de Çevik Bir ekibinden emekli Koramiral Atilla Kiyat'la Hidiv Kasrinda yemek yenildi. Çevik Bir'le Atilla Kiyat'in Danişma Kurulu üyesi oldugu Cumhuriyet Gazetesinin yayin yönetmeni Ilhan Selçuk, Tayyib'i 'gerçekçi' ilan etti ve 'degiştigine inandigini' yaziverdi. Daha da enteresani Ilhan Selçuk 'Yeni oluşumcularin miladinin (AKP'nin dogum başlangicinin) 28 Şubat oldugunu' dile getirdi!.?[11] İlhan Selçuk doğru söylemekteydi. Çünkü 28 Şubatın gizli ve kirli olan asıl hedefi, Siyonist sömürü sermayesinin korkulu rüyası Erbakan'ı etkisiz hale getirmek, Milli Görüşü bölmek ve Tayyip Erdoğan'ı sivrilterek yeni oluşumu 'kurtuluş ümidi ve can simidi' diye millete takdim etmekti... Yoksa, görünürde farklı kutupların adamları olan Tayyip Erdoğan'la, Çevik Bir'in irtibat ve ittifakı nasıl izah edilebilir?
Çevik Bir ekibinden olan ve 2 Temmuz Pazartesi NTV de İshak Alaton'la yaptığı bir programda 'Eylül ayında halkı sokağa dökülmeye' çağıran yani ordumuza ve Milli oluşumlara karşı halkımızı isyana kışkırtan bu Atilla Kıyat... Ve yine Çevik Bir ekibinden olup, ordudan ayrıldıktan sonra Albayraklar Holding'e girip Tayyib'e danışmanlık yapan emekli Albay Adem Darama gibi kişilerle Tayyip Erdoğan'ın buluşmasını 'Askerle iki temas' manşetiyle duyuran ve güya Genel Kurmayın Tayyib'i desteklediği imajını yayan Hürriyet gazetesinin[12] bu balonu Genel Kurmayın net ve sert açıklamasıyla söndürüldü.
3 Kasım 2002 seçimleri öncesi Deutsche Bank, Chase Manhattan, Moore Kapital, American Expres gibi siyonist sermayenin güdümündeki finans kurumlarına:'AKP'nin tek başına iktidara taşınacağını, ve bunun endişe duyulacak bir sonuç doğurmayacağını' söylemek üzere bilgilendirme çıkan ve bu ziyeretlerini araştırma şirketi verso'nun başkanı Erhan göksel ve mesut Yılmaz'ın kuzeni meşhur borsacı Mehmet Kutman'la birlikte yapan kişi'de yine Çevik Bir'dir.[13]
Bu Atilla Kıyat ki, Fethullahçıların Aksiyon Dergisi 'Terfisine kesin gözüyle bakılırken, teamüllere aykırı olarak emekli edildi' diye sahip çıkılmıştı ve uzun uzadıya övülmüştü...
Tayyip hareketinin önemli finansörlerinden Asya Finansın yönetim kurulu başkanı ve Fethullah Gülen'in yakın adamı İhsan Kalkavan da Tayyip Erdoğan, Çevik Bir, Atilla Kıyat buluşmalarına önemli katkılar ve kolaylıklar sağlamaktaydı.
Bu arada 'Genel kurmaya kulak yerleştirmek ve elde ettigi bilgileri ABD'ye iletmekle' suçlanan eski emniyetçi Bülent Orakoglu, Hanefi Avci ve Meral Akşener ekibinin de önce Tayyip Erdogan'la birlikte hareket ettiklerini açiklayip, sonra her ne hikmetse bundan vazgeçmeleri de oldukça ilginçti.[14]
Ve yine Amerikan güdümünden çıkan Milli ve güçlü orduya karşı, alternatif bir polis teşkilatını kurmayı ve bunu ılımlı ve Amerikancı İslamcılarla doldurmayı ve ordu-polis çatışması gibi bir kaos ve kavgayı başlatmayı amaçlayan, Emniyetteki 'Süper NATO' örgütlenmesinin ele başlarından sayılan Abdulkadir Aksu ve ekibi de Tayyip Erdoğan'ın çekirdek kadrosunu teşkil etmekteydi. Turgut Özal 1983'ten itibaren, ABD'nin talimatları doğrultusunda 'Polis vazife ve Selahiyetleri yasasını' değiştirdi. 1987 de polis, iç güvenlik harekatında TSK'nin önüne geçirildi. Polise olağanüstü yetkiler hatta TSK içinde bile istihbarat toplama imkanları verildi. Bu 'Özel Harekat Timleri' ABD'li subaylar ve MOSSAD tarafından eğitildi. Emniyetteki ele başları ise, Korkut Özal'ın hazırlayıp, ANAP'a devrettiği bir ekipti.
21 Şubat 1998 tarihli '2000'e Dogru' Dergisinde 'Gizli Kirikkale Toplantisi' başligiyla TÜPRAŞ Tesislerinde dönemin Gaziantep Valisi Abdulkadir Aksu, Izmir Valisi Vecdi Gönül, Ankara Valisi Cahit Bayar, Emniyet Genel Müdürü Saffet Arikan Bedük, içişleri Müsteşari Galip Demirel gibi isimlerin 21 Ocak 1987 de toplanarak, TSK ya karşi emniyette oluşturulan bu tehlikeli yapilanmayi planladiklari bildirildi.
Polisimizin her bakımdan güçlendirilmesi elbette milletimizin takdir edeceği ve sevineceği bir şeydir. Ama hıyanet kokan ve kuşku uyandıran gelişmeler, polisimizi ordumuza karşı kullanma girişimleriydi...
Yine sevinerek söyleyelim ki, bu yöndeki girişim ve oluşumlar, sonunda fark edilip etkisiz hale getirildi.
Son yıllarında genel merkezi kısmen bazı masonların kontrolüne giren MTTB'nin bir nevi devamı mahiyetinde görünen ve 29 Mayıs 1985 de MTTB eski başkanlarından İsmail Kahraman, Ali Coşkun, Cemil Çiçek, Abdulkadir Aksu, Zeki Ergezen, Hasan Kalyoncu ve Tayyip Erdoğan tarafından kurulan BİRLİK VAKFI'da Yenilikçilerin karargahı gibi faaliyet gösterdi. Açılışına, Star Tv'nin bir 'Kırmızı Koltuk' programında 'Türkiye İsrail'in önderliğinde oluşacak bir Orta Doğu ortak pazarına girmelidir!?.' diyen Korkut Özal ve Necati Çetinkaya da iştirak etti. 1 Temmuz 1995'teki 10.Genel Kuruluna ise Mesut Yılmaz, Hasan Celal Güzel, Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Abdulkadir Aksu'nun yanında Fethullah Gülen ve yakın adamı Manisa milletvekili Rıza Akçalı'nın da katılımı dikkatleri çekti.
O dönemde Prof. Esat Coşan'in da destekledigi bilinen bu hareket, Milli Görüş bünyesinde anti Erbakan bir oluşuma hiz verdi ve partide yenilikçi-gelenekçi tartişmasini tetikledi.
Tayyip Erdoğan'ın, ABD ile ilişkili İslam ülkelerindeki bazı masonik mahfillerle münasebetlerini ayarlama konusunda Riyad Büyükelçisi Yaşar Yakış ta önemli görevler üstlendi.
Ve yine eğitimini Amerika'da yapan, ABD'deki birçok lobiyle ve özellikle Amoco petrol şirketiyle irtibatları saptanan ve MİT eski Kontr-terör daire başkanı olup sonra Amerika'ya kaçan Mehmet Eymür'le de ilişkileri bulunan ve Kanal 7'nin Ankara temsilciliğinde görev alan bir kişinin de Tayyip Erdoğan'ın Amerikan Büyükelçiliğindeki görüşmelerinde rol aldığı iddia edildi.
Şimdi bütün bunlarin işiginda, izanla ve insafla düşünelim; Siyonist lobilerden TÜSIAD üyelerine... Din istismarcilarindan Atatürkçü geçinenlere... Mason Localarindan, medya temsilcilerine bütün karanlik ve kiralik merkezlerin el birligi içinde Tayyib'i desteklemeleri ve sürekli şişirmeleri... Müslüman kesimi ürkütmemek için bir yandan vuruyor görüntüsüyle tozunu silkelemeleri... Ama diger taraftan da suni ve sahte anketlerle AKP'yi yüzde 30'larda göstermeleri... Evet bütün bunlar sadece tesadüflerin ve ülkemiz hakkinda iyi temennilerin bir sonucu olabilir mi?
Ve hatta AKP'nin kendisini batıya beğendirmek için geçmişini bu denli inkar etmesinin ve kimliksizleştirmesinin toplum tabanında nefret uyandıracağını ve AKP'nin hazır dünya düzenine fark eden Cengiz Çandar'ın İsrail'den yazdığı yazı ibret ve dikkatle okumaya değerdir.
'Hele hele AKP'li Murat Mercan'ın Ariel Sharon'a yakın The Jerusalem Post gazetesine verdiği ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin asla zarar görmeyeceğini dile getirdiği demeci, bende 'ama yeter artık!' gibisinden bir duyguya yer açtı. 'Bu yatıştırma girişimlerinin AK Partiyi 'Kimliksizleştirme' sonucunu vermeye dönüşmesi tehlikesini de fark etmek gerekir.'
'Ak partinin 'İslami Kimlik' imajını top yekün ortadan kaldırmasının hiçbir gereği yoktur.' 'Böyle bir gelişme AK Partiyi anlamsızlaştıracağı gibi, Türkiye'yi uluslar arası sisteme yapabileceği en önemli katkıdan da mahrum bırakır.'[15]
Yarım asır boyunca ülkemizi yapay sağ-sol çekişmeleri ve Ecevit-Demirel ikilisiyle oyalayan güçler, şimdi aynı oyunu Tayyip'li AKP ve Dervişli CHP tahtaravallisiyle sürdürmek peşindedir. Evet AKP, köksüz, renksiz, fikirsiz ve hedefsiz bir derlemedir. Bu gerçeği anlamak için dahi olmak gerekmiyor, biraz samimiyet ve feraset yeterlidir. Ve zaten, medya patronları ve Amerikancı parti başkanlarının katılımıyla gerçekleşen Frankfurt mutabakatı da bunun açık bir göstergesidir. Ve yine Erbakan Hoca'nın defalarca uğradığı haksız mahkumiyet ve mağduriyet kararlarına ilgisiz kalan, hatta alkış tutan kesimlerin, şimdi Tayyip Erdoğan'a doğrudan veya dolaylı destek çıkmaları da düşündürücü değil midir?
AKP'nin kaynak için düşündügü 12 projeye dikkat edin:

Yastık altı tasarrufların ve gurbetçi gelirlerinin ekonomiye çekilmesi için özel tedbirler alınacak
Boğaz köprüleri, barajlar ve havalimanları 3-5 yıl kar garantisi ile hisse senedi düzenlenerek satılacak.
Devlete ait 100 bin lojman öncelikle içerisindeki personele belirli vadeler içinde devredilecek.
Kamunun elinde bulunan 2 bin 350 sosyal tesisin en az bin tanesi özelleştirilecek.
Devlete artık yük olan 125 bin resmi aracın en az 50 bin adedi peyderpey elden çıkarılacak.
İmar affı ve gecekondu önleme projesi ile modern şehir planları yapılarak gelir sağlanacak.
Kamunun elindeki araziler belediyelerle işbirligi yapilarak arsa üretilmek suretiyle satilacak.
Turistik tesislere tahsis edilmiş Hazine arazileri işletmeci firmalara rayiç bedelle devredilecek.
Madan ve enerji kaynakları ile bor madenleri daha iyi değerlendirilerek devlete ek gelir sağlanacak.
Bütçeye yük olmaktan kurtarılamayan KİT kuruluşlarından özelleştirilemeyenler tasfiye edilecek.
RTÜK tarafından TV'lerin frekans tahsisi ihalesi yapılarak gelir sağlanacak.
Paralı askerlik uygulamasına geçici olarak bir kez daha imkan sağlanacak..
Açıkça görülüyorki, bunların içinde yatırım yoktur, üretim yoktur... Yerli imkanlarla Milli kalkınma hedefi yoktur. Sadece, Mirasyedi kafasıyla ülkeyi bir avuç rantiyeye pazarlama ve Türkiye'yi top yekün satılığa çıkarma ve böylece geleceğimizi karartma pahasına günü kurtarma niyeti taşımaktadır.[16]
Ve zaten AKP'nin seçim kazanmasını sevinçle karşılayan Yunan hükümetinden batı gazetelerine Avrupa Birliğinden Amerikan lobilerine... Bu malum merkezlerin tavrı da oldukça anlamlıdır.
Bu arada asla unutulmasın ki, mazlumların bedduasını alıp zalimlere yanaşanlar, en büyük hıyanet ve hakareti yine onlardan görecektir. Bu ilahi adaletin bir tecellisidir. Ve herkes cezasını işlediği suçun cinsinden çekecektir. Uğruna Hak'tan ve hayırdan ayrıldığı şeylerden de mahrum edilecektir.
Derin devletin ve gizli güçlerin ortaya çıkardığı ve paravan olarak kullandığı Genç parti'nin MHP, DYP, ve ANAP gibi partilerden kopardığı birkaç puanla onların barajın altında bırakılması sayesinde tek başına iktidara taşınan ve hatta anayasayı değiştirebilecek şekilde önü açılan AKP'nin hiçbir mazerete sığınamayacağı bu şartlarda neleri yapıp yapamayacağına çok kısa bir sürede anlaşılacak ve bir tasfiye sonucu Milli güçler yönetime el koyacaktır.
Artık bu oyunları bozmak ve şeytan şebekelerinin tuzağından kurtulmak zamanı gelmiştir.
İşte bunun için Erbakan ve Milli Görüş her zamankinden daha çok anlamlı ve önemlidir. Ve göreceksiniz, AKP'de her şey tersine dönecek ve Milli Görüş, saflaşmış olarak saadet sabahına erişecektir.
[1] Bak aydınlık:26 Ekim 1996
[2] Bak hürriyet-1994
[3] Milliyet.24 Nisan 1995
[4] Bak yenilikçi Hareket.Nasuhi Güngör.sh.97
[5] 7 Mayıs 2000-Aydınlıktaki röportajı
[6] Milliyet, 23 Temmuz 2002
[7] Aktüel Dergisi, 520.sayı
[8] 2000'e Doğru Dergisi-13 Eylül 1992
[9] Bak.Hürriyet 28 Ekim 1999
[10] Nasuhi Güngör-Yenilikçi Hareket, sh.46
[11] Cumhuriyet-24 Temmuz 2001
[12] Hürriyet- 25 Haziran 2001
[13] 06 kasım 2002 T. Kıvanç Y. Şafak
[14] Bak: Hürriyet-25 Temmuz 2001
[15] 7 Kasım Y. Şafak
[16] İnternetHaber..com 6kasım 2002

SHP NİN DOĞU ve GÜNEYDOĞU SORUNLARINA BAKIŞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ - TEMMUZ 1990

SHP’nin Doğu ve Güneydoğu sorunlarına bakışı ve çözüm önerileri
SHP Merkez Yürütme Kurulu

Temmuz 1990

Ankara

ÖNSÖZ

Türkiye’nin temel sorunu; Anayasal ve yasal engellerin kaldırılarak demokrasinin, yurt düzeyinde kurumlaştırılması, sanayileşerek hızlı kalkınmanın gerçekleştirilmesi; sosyal adaletsizliğin ortadan kaldırılarak ulusal gelirin kişiler ve bölgeler arasında hakça dağılımının sağlanmasıdır. Demokrasi de ekonomik ve toplumsal gelişmede SHP’nin temel hedefleridir. Hiçbir aşamada birinin diğerinin önüne konulması, birine göre öncelik verilmesi düşünülemez. Ülkenin sorunları içinde doğu ve güneydoğu sorunları öncelikli bir yer tutmaktadır.İnsan hakları ihlalleri, terör ve şiddet olayları, ekonomik gerilik, yoksulluk, yoğun işsizlik ve kimlik bunalımı bu sorunların başlıcalarını oluşturmaktadır. SHP Merkez Yürütme Kurulu, ülke barışını ve demokrasiyi çok yakından ilgilendiren bu sorunları tüm boyutları ile ele alıp değerlendirmeyi, kapsamlı ve somut çözüm önerilerini kamuoyuna sunmayı, yakın geleceğin iktidarı olan bir partinin vazgeçilmez görevi saymaktadır. Topluma ve yöre halkına güven vermenin, insanları karamsarlık ve çözümsüzlük duygusundan, yanlış arayışlardan kurtarmanın temel yöntemi, sorunları açıklıkla ortaya koymak, tartışmak ve yurttaşlarımızın güven duyacağı çözüm önerilerini ortaya koyabilmektir. Merkez Yürütme Kurulumuz, Parti yetkilileri tarafından değişik zamanlarda ve aşamalarda ortaya konulan, açıklanan görüşlerin ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal yönleri ile değerlendirilmesini ve Parti Meclisi’nin onayı alınarak konunun bütünlük içinde ve bir uygulama programı halinde topluma sunulmasını yararlı ve gerekli görmüştür.

Bu Raporda, yörenin bir bölümünde yoğun olarak yaşanılan sıkıntılar, güncel sorunlar, ekonomik ve toplumsal durum, sosyolojik gerçekler, temel siyasi tercihler ve tespitlere ilişkin belirlemeler ile çözüm önerileri ortaya konulmaktadır.

BÖLÜM 1

BUGÜNKÜ DURUM

1. 21 ilden oluşan Doğu ve Güneydoğu yöresinde 1985 yılı nüfus sayımına göre 10.356.935 kişi yaşamaktadır. Bu, Türkiye nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 20’sini oluşturmaktadır.

I) Bölgenin 10 ilinde halen olağanüstü hal yürürlüktedir.

II) Ayrıca komşu (mücavir) sayılan üç ilde de olağanüstü yönetim geçerliliğini sürdürmektedir.

III) Böylece 1985 sayımına göre 4 milyon 789 bin insan, on iki yıldır sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamaları ile birlikte yaşamaktadır.

2. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve toplumsal sorunlar, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde daha yoğun ve ağır bir biçimde yaşanmaktadır. Bu yörede işsizlik, geçim sıkıntısı, ekonomik gerilik, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği konularında ülke ortalamasının çok gerisinde bulunmanın yanında, yıllardır demokrasi ilkelerine, insan haklarına uymayan davranışların sıkıntısı da çekilmektedir.

1) Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır,   Gaziantep, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Van, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Malatya, Batman, Şırnak

2) Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli, Batman, Şırnak, Van

3) Adıyaman, Bitlis, Muş.

3. Yörenin önemli bir bölümünde 1984 yılından bu yana ayrılıkçı terör örgütleri silahlı eylemlerini sürdürmektedir. Bu dönemde resmi açıklamalara göre 615′i güvenlik görevlileri, köy koruyucuları ve vatandaş; 630′u terörist olarak belirlenen toplam 1245 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu olaylar tüm halkımızca dikkat ve kaygı, dünya kamuoyunca da ilgi ile izlenmektedir.

4. Silahlı çatışmanın ulaştığı boyut, sorunun önemini büyüklüğünü ve ağırlığını açıkça ortaya koymaktadır. Konunun önemi kavranmadığı, soruna çeşitli yönleri ile yaklaşılmadığı sürece, terör olayını etkisiz hale getirmenin çok güç olduğunu yıllardır yaşanan olaylar açıkça göstermektedir. Terör olaylarının devam etmesi, yöre halkının güvenlik sorunu ile karşı karşıya bırakmaktadır. Yıllardır devam eden silahlı çatışmanın ne zaman ne şekilde ve nasıl etkisiz hale getirileceği, aşılacağı bilinmemektedir.

5. Bunun yanında ülkenin önemli bir bölümünde beş milyona yakın yurttaşımız, 12 yıl gibi insan yaşamı için çok önemli olan bir süreyi hiçbir şekilde hak etmediği bir sistemle, sıkıyönetim ve olağanüstü yönetimle yaşamak zorunda bırakılmıştır. Temel hak ve özgürlüklerini önemli bir bölümünü sınırlayan, askıya alan bu yönetim şeklinin daha ne kadar devam edeceği, sona erdirilip erdirilmeyeceği sorusu hala cevapsız kalmaktadır.

6. Yöredeki koşullar ve yaşanan olaylar, sorunun bir silahlı çatışma ve ona karşı alınan önlemler boyutunu aştığını, bunalımın toplumun derinliğine doğru indiğini göstermektedir. Olağnüstü yaşam koşulları ve yıllardır süren uygulamalar, bölgede yaşayan insanlar için bir kimlik bunalımı doğurmuştur. Bunalım devletin yurttaşlara bakışı ile ilgilidir. Yanlış yönetim anlayışının yarattığı tepki sonucu olarak yurttaşlar bir yabancılaşma içine sürüklenmektedir. Yörede ciddi bir güven bunalımı yaşanmaktadır.

Silahlı mücadelede doğrudan taraf almayan yurttaşların, kitlesel soruşturmalarla, tutuklamalara karşı karşıya bırakılması, haksızlıklarla birlikte yaşamaya mahkum edilmesi, yurttaşları resmi otoritelere karşı tepki gösterme konumuna getirmiş, bir takım kışkırtma ve zorlamalarla da olsa kepenk kapatma ve başka direniş eylemleri meydana gelmiştir. Bu durum sorunların topluca ve tüm yönleri ile ele alınıp değerlendirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Ülkenin belli bir bölümünde kimlik bunalımının kaygı verici bir duruma ulaşması, Türkiye’de demokrasinin askıya alındığı dönemle çakışmaktadır. Üzerinde önemle durulması gereken bu saptama, bir rastlantı değildir. Demokrasinin askıya alındığı bu dönemde sorunlar giderek büyümüş, bunalım derinleşmiş, sorunlara sürekli demokrasi dışı çözümler aranarak, sorunların varlığı, demokrasi dışı yönetimlerin ve yöntemlerin kalıcılığına gerekçe gösterilmek istenmiştir.

7. Bir yandan insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, demokrasi dışı baskıcı uygulamalar, öte yandan ayrılıkçı terör örgütünün baskıları ve ağırlaşarak büyüyen ekonomik ve toplumsal sorunlar yöre halkını yerleşim yerlerini terke, köylerini boşaltmaya, toplu göçlere yöneltmektedir.

BÖLÜM II:

SORUNLAR

A. DEMOKRASİ -iNSAN HAKLARI GÜVENLİK (SİYASAL)SORUNLAR:

8. 12 Eylül askeri rejimi gerek getirmiş olduğu hukuksal düzenlemelerle, gerek uygulamaları ile yaşamın her alanını etkilemiş, temel hak ve özgürlükleri kısıtlanmış ve bunların bir bölümünü ortadan kaldırmıştır. Bu dönemde sorunlarını tartışmayan, ilgili kurumlara aktarma olanağı bulamayan, edilgen, suskun bir toplum oluşturma amaçlanmış, bu durum, izleri uzun süre silinemeyecek derin sıkıntılara yol açmış, kestirmeci kolay yaklaşımlara başvurularak toplumsal gelişmenin önü tıkanmıştır.

9. 12 Eylül rejimi; askeri yönetimin aldatmacaları ile demokrasi dışı yöntemlerle ve sözde bir seçimle, Anavatan iktidarı ile uzatılmış, böylece dünyada önemli gelişme ve değişikliklerin gerçekleştiği bir dönem Türkiye için kayıp ve geriye dönüş yılları olarak yaşanmıştır.

Demokrasinin askıya alındığı bu dönemde tüm ülkede sıkıntılar sürerken. Ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde aşağıda özetle sunulan önemli ek sıkıntılar da yaşanmıştır.

1. Hukuksal Düzenlemeler:

I. 2932 Sayılı Yasa (Ana Dil Yasağı)

10. Totaliter yönetimlerde bile örneğine az rastlanan bir düzenleme ile Türkiye’de Türkçe’den farklı ana dillere sahip yurttaşlara kendi ana dilleri ile konuşma, yazma ve iletişim yasağı getirilmiştir. Türkiye’de isyanların, ayaklanmaların zaman zaman sürdüğü tek parti döneminde bile uygulanmamış, dünyada faşizm rüzgârlarının estiği 1930′lu yıllarda bile düşünülmemiş anadil yasağının 1980′den sonra getirilmiş olması, bu dönemdeki kestirmeci ilkel politikaların başlıcalarından biridir.

11. Hiç kimse biyolojik olarak belirli bir dili konuşma yeteneğine sahip olarak doğmaz. Ancak her normal çocuk herhangi bir dili öğrenme yeteneğine sahip olarak doğar. Hangi dili öğreneceği biyoloji ve fiziksel özelliklerine göre değil, içinde yetiştiği aile ya da çevreye bağlıdır. Bu çevrenin dili, insanın ana dilidir. 2932 sayılı Yasa, bu çok basit ve sıradan gerçeği bile kavramaktan uzak bir anlayışla hazırlanmış, kaba ve etnik amaca dönük bir asimilasyon aracı olarak düzenlenmiştir

(1) 2932 sayılı yasa, 22.10.1983 tarihinde 18199 sayılı resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

1. Ülkemizin ve çağımızın gerçeklerini yok sayan bu yasal düzenleme, dünya uluslarının ve ülkemiz insanlarının resmi dilin dışında, kendi ana dilleri ile de konuştuklarını görmezlikten gelerek, bağışlanamayacak bir ayıbı hukuk sistemimize yerleştirmiştir.

2. Bu hukuksal düzenlemenin ve politikaların yansıması olarak yörede Kürtçe savunma yapan, türkü söyleyen, yazı yazan, müzik kasedi bulunduran birçok kişi için soruşturma açılmakta, cezalandırma yoluna gidilmektedir. Böylece insanın doğal yaşamının bir parçası olan ana dile yasak getirilerek insanlığa karşı bir suç işlenmiştir. Bu çağdışı yasak, esinlendiği ideolojinin yansıması olarak ülkedeki etnik çeşitliliği değişik kültür gerçeklerini yok sayarken, bu yöndeki ilkel yaklaşımların yol açtığı haksızlıklar birçok yurttaşımızın kendini sistemden dışlanmış görmesine onları yabancılaşma sürecini hızlandırarak kimliğini aramaya dönük derin bir bunalıma sürüklemektedir.

II. Olağanüstü Hal Yasası

14. 1983 yılında yürürlüğe konulan 2935 sayılı Olağanüstü Hal Yasası’ ile evrensel hukuk sisteminde kabul edilmesi olanağı bulunmayan birçok yasak, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara da aykırı olarak mevzuatımıza getirilmiştir. Bu çerçevede günlük yaşamı güçlendiren düzenlemelerin yapılması, toplumda büyük sıkıntıların ortaya çıkmasına yok açmaktadır. Bu düzenlemelerin başlıcaları şunlardır:

-Bölge sınırları içerisinde tüm haberleşme araç ve gereçlerine el koymak,

-Sokağa çıkma yasağı getirmek,

-Belli yerlerde yada belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak,

-Kişilerin üstlerini ve araçlarını aramak,

-Gazete, dergi, kitap, el ve duvar ilanı ve benzerlerinin basılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını yasaklamak,

-Söz, yazı, resim, film, plak, ses ve görüntü bantlarını denetlemek, gerektiğinde yasaklamak,

-Kamu güvenliğini bozabileceği kanısı ile kişi ve toplulukların bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak,

-Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini ertelemek, yasaklamak,

-Valilerin bu yasanın verdiği yetkilerle yapacakları idari işlemleri karşı açılacak davalarda yürütmenin durdurulması kararı verilmesini engellemek.

III. Olağanüstü Hal Kararnameleri

1. Olağanüstü Hal Bölgesinde yürürlüğe konulacak hukuksal düzenlemelerle ilgili olarak 14 Temmuz 1987 tarihinde 285 sayılı Kararname yürürlüğe girmiştir. Anayasanın 121. maddesinde, bu tür kararnamelerin Resmi Gazete de yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulması açık hükme bağlandığı halde, temel hal ve özgürlüklerle ilgili birçok kısıntı getiren bu Kararname üç yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi iktidarın tutumu nedeniyle görüşülememiştir. Böylece ülkemizin bir yöresi yaşayan milyonlarca yurttaşımızın sorunları ile Parlamento’nun ilgilenme şansı ortadan kaldırılmıştır.

2. 285 Sayılı Kararnamenin TBMM’de görüşülmesi beklenirken Nisan 1990 tarihinde Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulan bir dizi yeni kararnamelerle olağanüstü hal bölgesinde demokratik haklar daha da daraltılmış, sansür, sürgün, yargı, yetkisine müdahale gibi demokrasi ile bağdaşmayan düzenlemeler, Parlamento devre dışı bırakılarak, uygulamaya konulmuştur.

(1) 424 ve 425 sayılı kanun hükmünde kararnameler

2. Olağanüstü Hal Uygulamaları

17. Bu bölümde Hükümetçe yıllardır sürdürülen yanlış politikaların ve uygulamaların yol açtığı bazı önemli sorunlar üzerinde durulacaktır.

-Ayrılıkçı terör örgütünün faaliyetlerini etkisizleştirme, izleme ve bilgi alma amacı ileri sürülerek birçok yerleşim biriminde yurttaşların siyasal hakları kısıtlanmakta, bazen de ortadan kaldırılarak baskı ortamı yaratılmaktadır.

-Birçok yerleşim birimlerinde olaylara karışmayan yurttaşlar, siyasal düşüncelerinden dolayı ya da ciddiyeti olmayan ihbarlar sonucu gözaltına alınmakta, uzun süreli soruşturmalar geçirmekte, işkence görmektedir.

-Suçların kişiselliği ilkesi yok sayılarak birçok olayda sanık ile birlikte yakınları da soruşturmalara tabi tutulmakta, sanığın bulunmaması durumunda, hiç bir kanıt olmadan sanığın yakınları gözaltına alınmakta ve yurttaşların özgürlükleri kısılmaktadır.
-Bölge insanına genellikle ‘potansiyel suçlu’ gibi bakılmakta, ayrılıkçı terör hareketine karşı geniş halk kesiminin güvenini, desteğini, katkısını sağlayacak politikalar yerine, gereksiz otorite gösterileriyle, keyfi uygulamalarla, bir suçlu yakalamak uğruna yüzlerce suçsuz vatandaş sorgudan, işkenceden geçirilerek, rahatsız ve tedirgin edilerek, güven bunalımı ve umutsuzluk yaratılarak yabancılaşma süreci hızlandırılmaktadır.

-Ayrılıkçı terör örgütünün eylemleri gerekçe gösterilerek bir kısım kırsal kesimde uygulanan güvenlik önlemleri, vatandaşların günlük ekonomik yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, bazı köy okulu ve sağlık ocağı karakol olarak kullanılmakta eğitim ve sağlık hizmetleri aksatılmaktadır.

-Birçok küçük yerleşim birimlerinde yurttaşların köylerini terk etmeleri izne bağlandığından, sert doğa koşullarında sürdürdükleri ekonomik uğraşıları kısıtlanmaktadır.

-Sayıları Temmuz 1990 itibariyle 18 bini aşan köy koruyucuları sistemli, yörede düşmanlığı ve toplumsal çelişkileri kışkırtmakta insanları Devletten yana olan¬olmayan ayrımına zorlayarak, yörede kuşku ve güvensizliğin artmasına neden olmaktadır.

Bölgede güvenliğin sağlanmasına ciddi bir katkısı olmayan bu sistem, Devlete büyük mali yük getirmenin yanında diğer bölgelerden farklı bir uygulama oluşturduğundan ayrıcalık ve çelişki yaratılmaktadır.

Ayrıca köy koruculuğu, toprak anlaşmazlıklarının, aşiret çelişkilerinin yoğun olduğu bu bölgede, yeni huzursuzlukların doğmasına yol açarak, aşiret yapısının Devlet eliyle ayakta durmasına yardımcı olmaktadır.

-Terörle mücadelede kullanılan yöntemler, ayrılıkçı terör örgütünün baskısı, resmi otoritelerin zaman zaman Devlet terörüne dönüşen haksız uygulamaları, geniş yurttaş kitlesini bezdirmekte, yılgınlık, güvensizlik ve yabancılaşmaya yol açmaktadır. Bu durum, bölgede yaşayan halkın inancını ve güvenini yeniden inşa etme gereğini kaçınılmaz bir şekilde ortaya koymaktadır. Oysa iktidar, tam tersi uygulamalarla demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine aykırı çaba ve girişimleri kaygı verici bir biçimde sürdürmektedir. Bütün bu uygulamalarla halka güven verme yerine kuşku ve tedirginlik ortamı yaratılarak silahlı teröre karşı başarıda temel unsur olan halkın desteği ve katkısı ihmal edilmektedir.

-Bölgede yaşanan sıkıntıya, sürekli güvenlik açısından bakılmaktadır. Ayrılıkçı terör hareketinin etkinliğini ve eylemlerini silahlı çatışma şeklinde sürdürdüğü bir gerçektir. Örgütün iç ve dış desteklerinin olduğu da bilinmektedir. Ancak yörede terör olaylarına bulaşmış, terör örgütüne aktif destek vermiş insan sayısının çok sınırlı olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Olağanüstü hal bölgesinde yaşayan 5 milyona yakın insan ülke bütünlüğü içinde, güven içinde, barış içinde ülkenin birinci sınıf yurttaşı olarak yaşamak istemektedir. Ancak on iki yıldır demokrasi dışı bir yönetimle iç içe yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Bu yanlış politikaların ve uygulamaların ülke bütünlüğünü ve demokrasiyi olumsuz yönde etkileyebilecek girişimlere yol açabileceği gerçeği gözden kaçırılmamalıdır.

Raporun 2. kısmını oluşturan “Ekonomik ve toplumsal sorunlar” bölümünü raporun orijinalinde bulabilirsiniz.

BÖLÜM III-TEMEL TESPİTLER

İLKELER VE SİYASAL TERCİHLER

A. TEMEL TESPİTLER VE İLKELER

47. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde yaşayan yurttaşların ağırlıklı bir bölümü etnik açıdan Kürt kökenlidir. Özellikle ekonomik ve son yıllarda siyasal nedenlerle de yöreden batı, Orta ve Güney Anadolu Bölgelerine yoğun göç olayı yaşanmaktadır. Göç edilen bölgelerde yerleşen kürt kökenli yurttaşlar farklı etnik yapılarından dolayı ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşamda hiçbir faklı uygulama ile karşılaşmamakta, bulundukları yerlerde ekonomik ve toplumsal bütünleşmeye katılmaktadırlar. Buna karşılık ülkenin belli bir coğrafyasında önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar, ayrılıkçı etnik grupların silahlı mücadelesi yanında, iktidarın yanlış tespitlerinden, politikalarından ve uygulamalarından da kaynaklanmaktadır. Sorunların giderek büyüdüğünü saptayan SHP Merkez Yürütme Kurulu, çözüm önerilerini ortaya koymadan önce sorunların çözümünde temel alınacak tespitleri ilkeleri ve tercihleri belirmeyi gerekli görmüştür.

1. Cumhuriyeti kuranlar laikliği ve etnik çoğunluğu temel ilke olarak benimsemişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti bir din, mezhep ırk ve kafatası Cumhuriyeti değildir. Türkiye, etnik köken açısından çoğulcu bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla Cumhuriyetimizin temel özelliği onun bir siyasal bilinç Cumhuriyeti olmasındandır. Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı sürecinde bu anlayışla Anadolu’da yaşayan ve değişik etnik kökenden gelen herkesin ortak katkısı ve eşit ağırlığı ile kurulmuştur. Bu zengin mozaiğin unsurlarından birini ya da bir kaçını yok sayan anlayış ve politikalar gerçeklere uymaz ve kabul edilemez.

2. Türkiye etnik köken açısından çoğulcu bir yapıya sahiptir. Birbirinden farklı etnik grupların, mezhep anlayışlarının, dil farklılıklarının varlığı inkar edilmeyecek bir sosyolojik gerçektir. Bunun içindir ki, Cumhuriyet özünde bir siyasal bilinç Cumhuriyeti olarak kurulmuştur.

3. Bu gerçeğin inkarına dayalı, tek bir ırkı ön plana çıkaran, çareyi ırksal anlayışta bulan, herhangi bir etnik karakterden ve mezhep anlayışından mucize bekleyen tahlil ideoloji ve politikalar çağdaş olmayacakları gibi, çözüm de getiremezler.

4. Türkiye’nin kültür zenginliğini, toplumdaki çeşitliliği farklı ana dillerin varlığını ülke bütünlüğünün önünde bir siyasal engel olarak görmek ve buna göre politika oluşturmak yanlıştır. Yanlış olmanın yanında Cumhuriyetin kuruluş üzerindeki tarihi gerçeklere Cumhuriyeti kuran siyasal kadroların sosyolojik tespitlerine ve değerlendirmelerine de aykırıdır. Bu nedenledir ki özellikle 1980 askeri rejiminden sonra Cumhuriyetin temel tespitlerine ve ilkelerine ters düşen politikalar ve uygulamalar sorunların ağırlaşmasına yol açmıştır.

5. Bölgede yaşanılan sorunlara demokrasi içinde çözüm arama yerine olağanüstü kurallar sürekli artırılmış, konuların sosyolojik, kültürel, toplumsal ve ekonomik boyutları ihmal edilmiştir.

Daha önce de belirtildiği gibi ana dil yasağı, on iki yıldır süren sıkıyönetim ve olağanüstü yönetimler, insan hakları sorunları ve işsizlik derin toplumsal bunalımlara yol açmıştır.

1. Bölgede önemli güvenlik sorunu bulunmaktadır. Ayrılıkçı terör örgütlerinin yol açtığı iç silahlı çatışma zaman zaman önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu durum yöre halkının huzur ve güvenliğini ön plana çıkarmaktadır. Silahlı eyleme karşı hukuk devleti ilkelerine uygun olarak en etkin önlemlerin alınması gerekmektedir. Ancak bu yönde önlemler alınırken halkın desteğini sağlayacak politikalar ve uygulamalar üzerinde önemle durulması, başarı için kaçınılmazdır.

2. Demokrasinin doğal gereksinimi olan düzenlemeleri bir lütuf, bir özveri bir zamanlama şeklinde görme anlayışı yanlıştır. Belirli kesimlerde hala geçerli olan bu anlayışın aşılması gerektiğine inanıyoruz. Ana dil yasağı ile ilgili düzenlemeyi “taviz”, “zamanlama”, “teslimiyet” mantıkları ile kaldırmayı reddeden düşünceye kesinlikle karşı olduğumuzu belirtmek zorundayız.

3. Doğu ve Güneydoğu olayları ile ilgili yaşanan iki temel yanılgının giderilmesi için toplumun her kesiminde önemli görevler düşmektedir.

Bunlardan Birincisi: Demokrasinin, insan haklarına saygının, hukuk devleti ilkelerine uymanın ayak bağı değil, sorunların çözümünde en sağlam dayanak olduğudur. Demokrasi içinde hak arama kanatlarının sonuna kadar açılması halk desteği için önemli bir etkendir. Sanığın yakalanması uğruna suçsuz insanların askı görmesi hiçbir şekilde kabul edilemez.

İkinci Önemli Yanılgı: Yanlış politikaların ve şiddete dayalı uygulamaların yol açtığı haksızlıklara, şiddete ve baskıcı yaklaşımlara tepki olarak gelişen umutsuzluk ortamıdır. Bu umutsuzluk, ülke bütünlüğü icinde sorunların çözümüne olan inançsızlıktır. Bu umutsuzluğa ve inançsızlığa dayalı politikaların bazı siyaset çevrelerinde ortaya çıkması ve bunu silahlı eyleme dönüştürme girişimleri önemli bir yanılgıdır. Bu politika ve girişimlerin yöreye, yöre halkına ve ülkeye yarar getirmeyeceği açıktır.

B. TEMEL SİYASAL TERCİHLER

1. SHP olarak temel siyasal tercihimizin başında ulusal bütünlük gelmektedir. Bütün sorunların ulusal bütünlüğü koruyarak ve üniter devlet yapısı içinde, çözülebileceğine inanıyoruz. Ulusal sınırlar içinde yaşayan insanların farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikleri taşımaları bir arada yaşamaya engel değildir. Yüzyıllarca da olmamıştır. Bu farklılıkları kabul etmemek, görmezlikten gelmek, hazmetmemek yalnızca gerçeklere aykırı olmakla kalmaz, aynı zamanda ulus olarak, ülke olarak çağdaş bütünlük içinde çağdaşlaşmaya ulaşmayı da engeller.

2. Sosyal Demokrat Halkçı Parti olarak, ulusal bütünlüğü demokrasinin, kalkınmanın, yurtiçi barışın ve bölge barışının temel unsuru olarak görüyoruz. Ulusal sınırlar içine yaşayan insanlarımızın dil, din, mezhep ve etnik faklılıklar taşıması ulusal bütünlüğe engel değildir. Bu farklılıkları kaldırma girişimleri bir devlet politikası olamaz. bu farklılıkları ortadan kaldıracak zora dayalı baskıya dayalı, bir etnik yapının bir mezhebin, bir dinsel inancın çıkarına dayalı politikalar uygulamaya koyma girişimleri ülke bütünlüğüne yönelik derin bunalımların ortaya çıkmasına yol açar.

3. Toplumdaki farklılıkların herhangi birisi üzerine devlet politikası oluşturulamaz, yüzyıllardır insanlarımız bu ilkel yaklaşımları reddetmiş ve bir arada yaşamışlardır. Cumhuriyetimizin kurucuları da çağdaş Cumhuriyeti bu farklılıklar üzerine inşa etmişlerdir. Bu amaçla:

-Laikliği, değişik mezhep ve din farklılıklarının korunmasını, bir arada ve barış içinde yaşamanın güvencesi olarak görmüşlerdir.

-Yurttaşlığı da, hiç kimsenin etnik kökenine, diline, kültürüne bakmadan, onları birey olarak ayırmadan bir arada görmenin siyasal yorum-toplumsal yorumu olarak değerlendirmişlerdir.

Cumhuriyetin kurucuları, farklılıklarımızla birlikte yaşamanın güvencesi, temel ön koşulu olarak Cumhuriyetimizin temel ilkesini, devletin bir etnik yapı devleti olmadığını bir din devleti olmadığını açık bir şekilde ortaya koyarak yerine getirmişlerdir. Etnik ve mezhepsel farklılıklar ayrışma neden olarak değil, kaynaşma öğesi olarak değerlendirilmiştir.

59. Bu topraklar üzerinde yaşayan hiçbir etnik grubun diğerine düşmanlığının, suçlamasının olmaması ülke birliği için önemli bir etkendir. Karşı karşıya bulunduğumuz sorunlar Anadolu insanının ırkçılığından değil, yanlış politikalardan ve uygulamalardan kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle bu konudaki politikalarımızın bir kez daha ortaya konulmasında yarar görülmüştür. Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin politikalarında devlet:

-Toplumdaki etnik farklılaşma ile,

-Mezhep farkları ile ilgilenmez. Öyle bir farklılaşmada taraf tutmaz.

-Bütün yurttaşları Cumhuriyetin eşit haklı üyesi olarak görür.

-Devlet, toplumun çağdaş değerler sistemine ulaşması için gerekli düzenlemeleri yapar.

Çağdaş, katılımcı, demokratik geçerli ve işleyecek bütünleşmenin gereği budur. Bunun dışındaki politikalar zorlamadır, yapaydır.

1. Ulusal bütünlüğümüzü içinde dar, sığ, geçmişin olumsuz değerlerine sahip anlayışları terk ederek, etnik ayrımcılık amacına dönük düzenlemelere, ideolojilere karşı durarak, ortak insanlığa giden yolu toplum olarak bulmalıyız.

2. Sosyaldemokrat Halkçı Parti olarak ülke sorunlarının da, bölge sorunlarının da bilicindeyiz. Bütün bu sorunları halka güven vererek ve halka güvenerek ülke bütünlüğü içinde çözeceğimize, toplumsal iç barışın bölge barışının, ekonomik ve sosyal kalkınmanın tüm ülke düzeyinde hızla gerçekleştireceğine inanıyoruz.

3. Temel Siyasal Tercihimizden biri de demokrasidir. Sorunlar ve sıkıntılar demokrasi kuralları tam işletilerek çözülebilecektir. Çağdaş Avrupa toplumunun bir parçası olarak sorunlarımızın demokrasi içinde aşılabileceğine inanıyoruz. Çağımız bütün sorunların demokrasi içinde çözüldüğü, geçmişten gelen her türlü farklılığın hoşgörüyle karşılandığı, bir çağdır. SHP’nin temel tercihi de bu yönde olacaktır.

4. Doğu ve Güneydoğu Anadolu sorunu da, Kürt sorunu da Türkiye’nin demokratikleşme ve demokratik haklar sorunu ile iç içedir. Nitekim sorunların yoğunlaşarak arttığı dönem, demokrasinin askıya alındığı dönemdir. Bunun bir rastlantı olmadığı açıktır. Dünyada demokrasi yönünde önemli açılımların olduğu bir aşamada Cumhuriyeti kuran ve demokrasiyi getiren bir partinin tarihinden gelen işlevini çağdaş yorumlarla yürütmeyi üstlenen SHP geçmişte olduğu gibi gelecekte de tüm sorunların demokrasi içinde aşılacağına inanmaktadır

5. Diğer önemli bir siyasal tercih de “yurttaşlık” kavramının ön plana çıkarılmasıdır. Yurttaşlığımızın bir kavramı olarak, bütünleştirici, birleştirici ortak bir özelliği bulunmaktadır. Yurttaş kavramı, Cumhuriyetin bireylerinin bir arada yaşamasını anlamlı kılan, ona içerik ve zenginlik katan siyasal bir kimlik kavramıdır.‘Yurttaş‘ kavramı ‘vatan‘ olarak adlandırılan siyasal sınırlar içindeki toprakları eşit statüde, eşit ağırlıkta sahiplenmeyi, uğruna mücadele verilen ortak ideallerin paylaşılması kavramıdır.

1. Sosyal devlet yapısını gerçekleştirirken amacımız, insan unsurunu sürekli önde tutan, yurttaşların etnik köken ve mezhep başkalığından ötürü horlanmadığı bir toplum düzenine ulaşmaktır. Bu düzende yurttaşlar arası ilişkilerde çağdaş değerler dışındaki kavramlar geçerli olamaz. Bir etnik köken, dil ya da mezhep değişikliği hiçbir yurttaş için avantaj veya dezavantaj olamaz. Genel demokratik yapılanma içinde yurttaşların etnik kimliklerini ortaya koyma gereğini duymayacağı, değişim ihtiyacının, herhangi birinin diğerine benzetilmesi olarak algılanmayacağı bir ortak amaç edinilmelidir. Yurttaşlar olarak kendimizi aşarak, ortak kültürü gelişmeye yönelmeliyiz.

2. Dünyada milliyetçi dalgalanmaların yeniden ortaya çıktığı bu dönemde zora dayalı her türlü biçimlenmeyi reddederek çağdaşa, güzele, refaha bütünlük içinde toplumca ulaşmak amacındayız.

BÖLÜM IV -ÖNERİLER

A-TEMEL EKONOMİK, SOSYAL VEKÜLTÜREL POLİTİKALAR

1. Temel Ekonomik Politikalar

. Bölgenin ekonomik ve toplumsal geriliğini gidermeye dönük politikalar DEVLET eliyle ve tüm siyasal, sosyal ve ekonomik kesimlerin katılımını sağlayacak bir şekilde hızla uygulamaya konulacaktır.

. Doğu – Güneydoğu için özel ’BÖLGESEL KALKINMA PLANI‘ genel ekonomik politikalar çerçevesinde en kısa sürede hazırlanarak uygulamaya geçilecektir.

. Bölgesel Kalkınma Planında kısa, orta ve uzun dönemli hedefler açık bir şekilde belirlenecektir.

. Bölgesel Kalkınma Planları yalnız özel sektöre dönük teşviklerle sınırlı kalmayacak, devletin öncü ve girişimci olarak bölge ekonomisinde yerini almasını sağlayacak bir yaklaşımla hazırlanacaktır.

. Bölgesel Kalkınma Planları ile Bölgenin ekonomik ve sosyal alt yapısı hızla değiştirilecek, Bölgeler arası gelişmişlik farkı en alt düzeye indirilecektir.

. Stratejik plan hedefleri gelir dağılımındaki çarpıklığı ortadan kaldırmaya dönük olarak saptanacaktır.

. Bölgesel Kalkınma planlarında hem kamu hem özel kesim için seçilecek projelerde, yatırımlar, ülke genelinden farklı karlılık ve verimlilik göstergelerine göre değerlendirilecektir. Böylece ülke genelinden daha yüksek bir yatırım ve kalkınma hızının gerçekleştirilmesi hedef alınacaktır.

. Bölgesel Kalkınma Planları Güneydoğu Anadolu Projesi dikkate alınarak, onunla eşgüdümlü olarak hazırlanacak, ancak, bunun yanında Bölgede sanayinin gelişmesine dönük alt sektörler itibariyle birbiriyle uyumlu ve tamamlayıcı hedefler saptanacaktır.

. Bölgenin Sanayileşmesini sağlayacak, istihdamı hızla arttıracak ekonomik ölçekteki kamu ve özel kesim projeleri yeterli sayıda ve en kısa süre içinde uygulamaya konulacaktır.

. Kısa süre içerisinde projelendirilecek ve teşvik edilerek uygulamaya konulacak bu projelerle Bölgede değişik yerlerde yeni ekonomik çekim merkezleri oluşturulacak,bu ekonomik merkezler için gerekli olan alt yapı hızla tamamlanacaktır.

*Ekonomik çekim merkezi olarak düşünülen sanayi dalı ya da projelerin başlıcaları şunlardır:

. Çimento fabrikası

. Dokuma sanayi

. Ayakkabı ve deri işleme sanayi,

. Tütün işleme ve sigara fabrikaları,

. Tarım ürünleri işleme tesisleri,

. Tarım aletleri ve makinaları sanayi,

. Ham ve yemekli yağ sanayi,

. Entegre hayvan ürünleri sanayi,

. Genel hayvan ürünleri sanayi,

. Genel makina sanayi,

. Elektromekanik sanayi,

. Madeni eşya sanayi,

. Gübre sanayi,

. İnşaat malzemeleri sanayi,

. Bölgenin çok dağınık ve küçük yerleşim yapısına sahip olması, hızlı gelişmesini güçleştirmektedir. Uzun dönemli planlarla yurttaşların ekonomik ve demokratik yaşamlarını kolaylaştıracak devlet desteğindeki tarımsal projelerle kırsal bölgede küçük çaplı ekonomik alt merkezler oluşturacaktır. Böylece yerleşim düzeni sanayileşmeye ve bölgesel kalkınmaya uygun bir konuma getirilecektir.

. İşsizlik sorununa, insanları bölge dışına göndermek, bölge içinde belirli yerleşim ünitelerine yerleştirmek amacına dönük ve keyfi uygulamalara açık olağanüstü kadro kararnameleri ile veya koruculuk sistemi ile çözüm aramak yerine sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye hız verilerek yurttaşların özgür kişilikleri korunarak çözüm bulunacaktır.

Böylece insanlar üreterek kalkınmaya katkıda bulunarak ve başkalarına bağımlılıklarını sürdürmeden yurttaşlık bilinci ile yaşayacaklardır. İşsizliğin azaltılması öncelikle ele alınarak bu konuda somut hedefler belirlenecektir. Ancak yatarım projelerinin sonuçlanması belirli bir süreyi gerektirdiğinden, ara dönemde işsizlik sorununa “ÖZEL İSTİHDAM PROJELERİ” ile çözüm getirilecektir.

. Bölgede demokrasinin gelişmesinin bir diğer yolu feodal yapının sanayileşme ile birlikte kaldırılmasıdır. Bu amaçla, her türlü siyasi uygulamalarda aşiret yapılarını korumaya, feodal yapıyı güçlendirmeye yönelik girişimlerden kaçınılarak, özel Bölgesel Kalkınma Planları ile uyumlu ve aşamalı olarak öncelikle GAP Bölgesinden başlanarak uygulanacak toprak reformu ile toprak dağılımındaki çarpıklık giderilecektir. Toprak reformunun başarıya ulaşması için kamu yönlendirmesinde ve öncülüğünde kooperatifleşme sağlanacak, kooperatiflerin modern tarım işletmeleri haline gelmesine dönük girişimler ve düzenlemeler kamu eli ile gerçekleştirilecektir.

. Güneydoğu Anadolu Projesi ulusal ölçekli önemli bir projedir, bu proje içerisinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesine öncelik verilecek ve proje Bölgesel Kalkınma Planı ile entegre edilerek ekonomik ve toplumsal gelişme projesi olarak sürdürülecektir.

. Düşük gelir düzeyi, işsizlik, geri ekonomik yapı, küçük ölçekli işletme, düşük verimli ve tarım ve yoğun kent merkezlerine göç konusunda önemli katkıları olan GAP Projesinden azami yararı elde edecek şekilde gerekli eşgüdüm sağlanacak, projenin gerekli kıldığı ekonomik ve toplumsal gelişmeler vakit geçirilmeden önceliklerine göre gerçekleştirilecektir.

. Bu amaçla bölgedeki su ve ilgili toprak kaynaklarının kentsel tarımsal ve sanayi kullanımına dönük planlama yapılacak iç pazar ihracat potansiyeli araştırılarak tarımsal planlamaları yapılan toprağa uygun ürün seçimi hedeflenecek, tarım da makineleşme ile birlikte modern tarım işletme teknikleri kooperatif ve özel sektör tarım işletmelerinde uygulamaya konulacaktır.

Sosyal hizmetler ile kentsel altyapı hizmetlerinin ve sanayi projelerinin gerçekleştirilmesine dönük kalifiye personel istihdamı bu bölge için özel teşviklerle öncelikle uygulamaya konulacaktır.

* Güvenlik boyutu koordine edilerek, geçmişte başarı ile yürütülen sınır ticareti yeni bir anlayışla ele alınarak, bölge kalkınmasına yeni bir unsur olarak katılacaktır.

2. Temel Sosyal ve Kültürel Politikalar:

. Bölgenin sosyal yapısındaki gelişmelerle alt yapı ve yerleşim konusundaki gelişmeler uzun vadeli bir perspektif içinde ve Bölgesel Kalkınma planları çevresinde ele alınarak düzenlenecektir.

. Sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına dönük düzenlemeler uygulamaya konulacak, sağlık hizmetlerindeki eşitsiz yapı ortadan kaldırılacak ve tüm sağlık tesislerinin etkin çalışması sağlanacaktır.

. Bölge eğitim kuruluşları bölge ihtiyacına cevap verecek kapasite ve niteliğe kavuşturulacak, eğitimde fırsat eşitliğinin gerçekleştirilmesine dönük düzenlemeler yapılacaktır.

. Bölge eğitiminin niteliği yükseltilirken, bölgenin sanayileşmesine ve GAP kapsamındaki projelerin uygulanmasına dönük iş gücünün bölge eğitim kuruluşlarında yetiştirilmesine gidilecektir. Böylece temel eğitim sonrası 2-4 yıllık öğretim ile özelikle modern tarım işletmelerinde ve bölge ekonomisinde fiilen görev alacak teknisyen kadrolarının yetiştirilmesi sağlanacaktır.

. Eğitim sistemi çağdaş, katılımcı ve demokratik anlayışla yeniden düzenlenecek. Üniversitelerin bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarına ilgisi ve üretkenliği hedef alınacaktır.

. Hayvancılık sektörünün bölgede güçlendirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacak, hayvancılığın gelişmesine dönük temel düzenlemeler ve teşvikler kamu eli ile uygulanacaktır.

. Halıcılık, ipek böcekçiliği, kümes hayvancılığı taşlı arazilerin tarıma açılması, el sanatları gibi özel kırsal kalkınma ve gelişme projeleri uygulanabilir birçok kırsal bölgede gerçekleştirilecektir.

. Çok dağınık yerleşim yapısına sahip bölgede kırsal kesim insanının çevre ve barınma koşulları çağın çok gerisinde bulunmaktadır. Uzun dönemli bir plan içerisinde güvelik kaygısı veya kadro zorlaması yöntemleri dışında, demokratik ölçüler içerisinde, iş gücü birikimini sağlamaya ve bu yolla kalkınmaya dönük düzenlemeleri sağlamak amacıyla, verimli olmayan çok dağınık ve küçük birimlerin bir araya gelmesine dönük düzenlemeler gerçekleştirilirken, mevcut barınma koşullarını geliştirmek, özellikle her eve bir mutfak bir tuvalet, bir banyo kazandırılacak, koruyucu hekimliği ön planda tutacak çevre sağlık koşullarının geliştirilmesi hedeflenecektir.

. Bölgede kültür etkinliklerini ihtiyaca cevap verecek bir konuma getirmek amacıyla gerekli düzenlemeler en kısa süre içerisinde yapılacak, bu amaçla bölge eğitim kurumlarından yararlanılacaktır.

. Farklı kültüre saygının bir gereği olarak, toplumsal ilişkilerde değişik kültür karakterlerinin, folklörün, geleneklerin, özel günlerin kullanımına ve kutlanmasına dönük yasaklayıcı anlayışlara son verilecektir.

. Ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme ile birlikte toplumun demokratikleştirilmesine koşul olarak değişik alt kültürler sağlıklı bir kaynaşma sürecinde geleceğin değerlerine uyumlu anlayışta bütünleşecektir.

. Yurttaşların etnik kökenine karşı özel bir ilgisi olmayan tam tersine bunu özümsemiş bir demokratik anlayış içinde bir kültür ve eğitim politikası egemen kılınacaktır. Toplumda var olan farklılıklarla ilgili en ufak kaygısı bulunmayan çağdaş değerler sistemine uygun kültür politikası temel anlayışımız olacaktır.

. Bölgenin çok zengin tarih ve kültür mirasının korunması ve iç-dış turizme açılması, bu amaçla bölgede önemli değişik merkezler kurulması hedef alınacaktır.

B. SİYASAL YAKLAŞIMLAR:

Önemli sorunların bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu toplumsal bölgesinde ekonomik ve toplumsal gelişmenin önemi yadsınamaz. Ekonomik gelişme güven ortamının oluşmasında önemli bir güçtür. Ancak, ekonomik ve toplumsal gelişmenin sürekliliği, içinde bulunulan siyasal ortamla yakından ilgilidir.

Sosyolojik olarak değişik, etnik kökenden gelen yurttaşlarımız arasında ciddi hiçbir uyuşmazlık, anlaşmazlık bulunmamaktadır. Bölge dışına çıkanların yaşayışları, davranışları insanların konuya ırkçı açıdan bakmadığını göstermektedir. Ancak ülkenin bu yöresinde uyumu, rahatlığın, hoşgörünün olmadığı da açıktır. Bu bölgenin özelliği nedir neden bölgede bir sancı ve sıkıntı vardır. Yaşanılan sıkıntının etnik köken farklılığından kaynaklandığı söylenemez. O halde bu sancı nereden kaynaklanıyor?

-Daha önce de belirtildiği gibi bölgede Türkiye ortalamasının çok üstünde ir ekonomik ve toplumsal çarpıklık bulunmaktadır. Eskiden beri varolan bu çarpıklık son yıllarda giderek artmıştır.

-Yeni unsur olarak bölgede silahlı mücadele vardır. Silahlı mücadele ilerde de olabilir, bununla en etkin mücadele kendi yöntemi içinde elbette yapılacaktır. Ancak terör örgütünün silahlı mücadelesi ileri sürülerek halka yapılan baskı haklı gösterilemez. Bu, silahlı terör örgütlerinin tuzağına düşmektir. Terör tuzağının amacı baskıdan bıkan insanların Devlete, Cumhuriyete yabancılaşmasını sağlamaktır. Bu, silahlı terör eyleminden çok daha vahimdir. Silahlı eylemle birlikte yabancılaşma sürecinin başlaması, en büyük tehlikedir. Bu süreç bir ölçüde başlamıştır.

Silahlı eylem tek başına önemli bir şekilde tehdit değildir ve etkinliği sınırlıdır. Önemli olan silahlı eyleme karşı, “en kısa zamanda sıfırlayacağız”, “kökünü kazıyacağız”, “bu Devlete meydan okumadır”, “imha edeceğiz”, iddialarının halka yönelik olarak zorunlu kıldığı olumsuz ve hatalı uygulamalardır. Bu uygulamalarla eğer bir kısım yurttaş eylemlere sempati duymaya başlıyorsa, silahlı eylem amacına ulaşması, devlet de tuzağa düşmüş demektir. Oysa Devlet, “terör tuzağına” düşmemenin yollarını bulmalıdır.

Teröre karşı olgun, soğukkanlı, kendine güvene, halka güvenen, hiçbir zaman temel ilkelerden, temel ölçülerden sapmayan anlayışı ve politikayı Devlete egemen kılmak gerekir. Kısaca olaylara demokratik bir anlayışla, demokratik kuralların zorunlu kıldığı politikalarla yaklaşmak esas olmalıdır.

Terör eylemlerini etkisiz kılmada en büyük güvence, bölgede yaşayan halkın tutumudur. Halkın, etnik ayrıcalığa dayalı silahlı mücadelenin içinde yer alması, terörü önlemede en önemli dayanaktır. Bu nedenle halka sahip çıkmak zorundayız. Biz SHP olarak olayların ve sorunların halkla ve halkın desteğiyle aşılabileceğine inanıyoruz.

C- DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ

Bölgede yaşanan sıkıntıları, sorunları çözüme kavuşturmak amacıyla ekonomik ve sosyal önlemlere koşut olarak SHP’nin “Demokratikleşme Politikaları Demeti” saptanmıştır.

Söz konusu demokratik düzenlemenin başlıca nedeni insan unsuruna verilen önem, başlıca amacı da halkımıza kaybetmeğe başladığı güveni, sevgiyi yeniden kazandırmaktır.

Demokratikleşme düzenlemesi içerisinde yer alacak başlıca önlemler şunlardır:

1. Anayasadan başlayarak, bütün ilgili yasal düzenlemeler demokratik hukuk ilkelerine uygun hale getirilecektir.

2. Bölgede yaşayan yurttaşların haklı ve yaygın şikayetine yolaçan sorgulama, yargılama ve ilgili diğer yöntemler yeni bir anlayışla ele alınarak, bu konuda Türkiye ölçüsünde yeni bir reform paketi hazırlanacaktır.

Bu çerçevede ülke düzeyinde sorun olmaya devam eden,

. Gözaltı süresi,

. Gözaltı ile birlikte avukat bulundurma, avukat gözetiminde sorgulama,

. Sanığın avukatı yanında alınmayan itiraflarının kabul olarak kabul edilmemesi,

. Ceza ve tutukevi ve sorgulama koşullarının iyileştirilmesi, ile ilgili düzenlemeler, söz konusu paketle demokratik bir anlayışla ele alınacaktır.

3. Ülke bütünlüğünden ayrı bir yönetim anlayışına gerek duyulduğu izlenimini veren Bölge Valiliği uygulamasına son verilecektir. Ekonomik ve sosyal sorunlar özel bölgesel kalkınma planlaması içinde ele alınacak, güvenlik konularında ise eşgüdümü sağlayacak bir güvenlik otoritesi demokratik bir anlayışla düzenlenecektir.

4. Olağanüstü Hal Kanunundaki temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan, demokrasiye, uluslararası anlaşmalara ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı olan bütün düzenlemeler kaldırılarak, idarenin yargıya müdahalesi, sansür, sürgün, zorla yerleşim yerlerinin boşaltılması ve yurttaşları rahatsız eden, demokratik yaşam ile bağdaşmayan uygulamalara son verilecektir.

5. Yurttaşları, istekleri dışında bilgi vermeye zorlayan her türlü mekanizmalara, çeşitli gerekçelerle ortaya çıkan toplu sorgulama uygulamalarına son verilecektir. İşkence ve kötü muamele konusunda hukuk mevzuatından uygulamaya kadar her alanda köklü, caydırıcı düzenlemeler en kısa süre içerisinde gerçekleştirilecektir. Görevin kötüye kullanılması olaylarında idare elemanlarının yargı görevi görmesine olanak tanıyan yasal düzenlemeler kaldırılacaktır.

6. Anadil yasağı ve özgürlüklere ilişkin Düzenlemeler:

. Özgürlük anlayışımız, devletin yurttaşlarına toplumsal ve kişisel gelişmelerine uygun her alanda girişim inisiyatifi hakkını varsayar.

. Bu çerçevede yurttaşlar kendi özel girişimleri ile özgür iradeleri ile istedikleri alana yatırım yapma, istedikleri alanda etkinlik gösterme hakkına sahiptirler.

. Kürt kimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara, bu kişiliklerine hayatın her alanında istedikleri gibi ve özgürce belirtme hakkına sahip olmaları olanağı sağlanacaktır.

. Bu çerçevede anadil yasağı ile ilgili her türlü yasal düzenleme yürürlükten kaldırılacak yurttaşların anadillerinde serbestçe konuşabilmeleri, yazabilmeleri, öğretebilmeleri, bu dillerde değişik kültür etkinliğinde bulunmaları güvence altına alınacaktır. Anadil yasağının kalkması ile anadillerin yurttaşların yaşamında özgürce kullanılması ve bu dillerle yayın yapılması olanağı sağlanmış olacaktır.

. Hiç kuşku yok ki Türkçe Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili olacak ve eğitim dili olarak kullanılacaktır. Ayrıca Türkçe’nin tüm yurttaşlara öğretilmesi için gerekli önlemler alınacak ve uygulanacaktır.

. Toplumdaki değişik kültür ve dillerin topluma tarihe ve kültürlere saygı anlayışı içerisinde akademik bir çalışma olarak araştırılması Devlet eliyle düzenlenecek, bu amaçla araştırma birimleri, enstitüler kurulacaktır.

7. Kültür ve İdeoloji:

. Değişik etnik kimliklerin varlığı, değişik kültür ve diler üzerindeki yasağın kaldırılması yanında, çağdaş bir toplum olarak, ortak insani değerler sistemine ulaşılması, değişik alt kültürlerden süreç içerisinde daha yukarı düzeyde ortak bir kültür, siyasal ve sosyal bilincin geliştirilmesi esastır. Bu yapılırken farklılıklarımızı teke indirgeme hedeflenmeyecektir.

. Dünya hızla değişmekte, hak eşitliği ilkesine dayalı yeni bütünleşmeler çağımızda toplumların yeni hedefleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada önemle vurgulanması gereken başka bir husus da, değişik etnik yapıların kimliğinin, kültürünün tespitiyle birlikte, o kimliği değişim rüzgarının yeni sentezlerin, sıçramaların ve bütünleşmelerin dışında tutma çabalarının, o yapıyı sonsuza taşıyan her loluşumu onun etrafında görme anlayışlarının çağa uygun olmadığının kabul edilmesidir.

. Ortaya koyduğumuz yeni anlayış çerçevesinde ulusal eğitim sistemimiz, kültür politikamız düzenlenecek, toplumda güveni, sevgiyi,hoşgrüyü, üretkenliği, bütün ortak insani değerleri ön planda tutan anlayışı, bu alandaki temel politikaları oluşturacaktır.

D. GÜVENLİK ÖNLEMLERİ:

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun önemli bir kesiminde bir güvenlik sorununun olduğu, ayrılıkçı terör örgütlerinin varlıklarını ve eylemlerini sürdürdükleri bilinmektedir Bu bölgemizdeki sorunlara bütünsel olarak yaklaşacak, diğer alandaki politikalara koşut olarak güvenlik boyutu ele alınacaktır.

Terörle savaşmada yanlış politika ve uygulamaların, bu bölgede kimlik bunalımının ortaya çıkmasında önemli etkileri olduğu dikkate alınacaktır.

Merkez Yürütme Kurulumuz, ayrıntılara girmeden güvenliğe dönük önlemleri üç boyutta ele almaktadır. Bunlar, Güvenlik örgütlenmesi, yurttaş ve uluslararası ilişkiler boyutlarıdır.

1. Güvenlik Örgütlenmesi:

* Bölgede iç güvenlik, değişik yerleşim yerlerindeki eşgüdümü sağlayacak bir otorite eliyle yürütülecektir. Böylece Bölge Valiliğinin kaldırılması çerçevesinde bu örgütlenme, sorunun bütün boyutlarını kapsayan bir anlayışla yeniden düzenlenecektir.

* Güvenlik örgütlerinde fiilen görev alacak kadroların esas çekirdeği profesyonel elemanlardan oluşacak, güvenlik önlemleri gerekli etnik ihtiyaçların karşılanması yoluyla düzenlenecektir.

* Köy koruculuğu uygulamalarına son verilecektir.

* Sınır güvenliğinin sağlanmasına dönük düzenlemeler, bir plan dahilinde uygulanmaya konulacak, sınır güvenliğinin sağlanmasında gelişen tekniklerden yararlanılacaktır.

* Özellikle sınıra yakın bölgelerle çok dağınık ve yerleşme düzeni açısından güvenliğin sağlanmasında güçlükler olan bölgelerde, yeni bir yerleşim düzenine geçiş, kırsal bölgede ekonomik gelişme alanlarının oluşturulmasına paralel olarak,hiçbir zorlama olmadan yurttaşların ekonomik gereksinimlerini karşılayacak, demokratik bir anlayışla ve gönüllülük çerçevesinde gerçekleştirilecektir.

2. Yurttaş Boyutu:

. Terörle mücadelede en değerli destek halk desteğidir. Güvenlik önlemlerinin uygulanmasında insan unsuru sürekli ön planda tutulacak, bölge insanının diline, kültürüne, vatandaşlık haklarına saygı anlayışı egemen kılınacaktır.

. Bu amacı sağlayacak her türlü demokratik, hukuksal düzenleme uygulamaya konulacaktır. Demokratik anlayış ve ideoloji bütün güvenlik kadrolarınca benimsenip uygulanacaktır.

. Temel anlayış olarak yurttaşların suçsuzluğu esas alınacak, yurttaşların her türlü temel hak ve özgürlüklerine sonuna kadar saygı gösterilecektir.

. Zora dayalı istihbarat elemanı görevlendirmelerine son verilecektir. Dağınık yerleşim bölgelerinde uygulamaya konulacak güvenlik önlemleriyle ilgili düzenlemeler, vatandaşların ekonomik mağduriyetlerine yol açmayacak şekilde yapılacaktır

3. Uluslararası Boyutu:

. Ayrılıkçı terör hareketinin uluslararası planda destek görmemesine dönük her türlü düzenleme ve propaganda etkili olarak yapılacak, komşu ülke topraklarının Türkiye’ye dönük silahlı saldırılarda üs olarak kullanılmasını engelleyici her türlü diplomatik ilişki sonuç alacak şekilde sürdürülecektir.

. Bu amaçla uluslararası boyutta komşu ülkelerin bu soruna yardımcı olacak bir noktaya getirilmeleri hedeflenecektir.

BÜLENT ARINÇ UTANMADAN YALAN SÖYLÜYOR İŞTE KANITI.. ODA TV


Odatv.com olarak AKP'li Dengir Mir Mehmet Fırat’ın “Niye farkında değiliz çatışma yok kırsalda ve 3 aydır şehit gelmiyor” sözlerinin, gün gün şehit haberlerini yayınlayarak, doğru olmadığını ispatlamıştık. Şimdi de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Tokat’ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin şehit olduğu saldırı ile ilgili “6-7 aydır PKK terörü olmamıştı” diyerek bizleri bir kez daha şaşırttı. 
Binasında İsveçli gazetecileri ağırlayan Arınç’ın Tokat’taki saldırı ile ilgili değerlendirmesi şöyle:
“Olay araştırılıyor, PKK olabileceği gibi o bölgede geçmişten beri faaliyet gösteren bir örgüt de olabilir. Kim yaparsa yapsın bu bir suikasttır. 6-7 aydır PKK terörü olmamıştı. Çatışmazlık vardı. Bu olayın yeri ve zamanlaması ilginç geldi araştırıyoruz.
Anlaşılan Dengir Mir Mehmet Fırat gibi Başbakan’ın yardımcısı da gündemi takip etmiyor. Hükümet ve hükümete yakın gazeteciler ısrarla ülkede, zamanı uzatarak, terör olayı yaşanmadığını iddia ediyorlar. Biz ise Odatv olarak gerçekleri yayınlamaya devam edeceğiz.

İşte daha önce TSK’nın resmi sitesinden 3 aylık verdiğimiz terör raporunun 7 ayı kapsayan şekli:

7 Aralık: Tokat ili Reşadiye ilçesi, Sazak Mevkiinde yol kontrol görevi yapan askeri araca teröristler tarafından açılan ateş sonucu, 1 Uzman Jandarma Çavuş, 1 Jandarma Onbaşı ve 5 Jandarma Er olmak üzere 7 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 1 Uzman Jandarma Çavuş ve 2 Jandarma Er yaralanmıştır.Yaralı personel Tokat ve Reşadiye Devlet Hastanelerine sevk edilerek tedavi altına alınmıştır.Bölgede operasyonlar devam etmektedir.
4 Aralık: Mardin ili Nusaybin ilçesi dağlık arazi kesiminde, bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile sağlanan temasta teröristler tarafından açılan ilk ateş sonucu 1 J.Uz.Çvş. şehit olmuş, 1 J.Uz.Çvş. yaralanmıştır. Yaralı J.Uz.Çvş. askeri helikopter ile Diyarbakır Asker Hastanesi’ne sevk edilmiştir.
4 Ekim: Beytüşşebap - Şırnak karayoluna bölücü terör örgütü mensuplarınca yerleştirilen patlayıcı maddenin sivil minibüsün geçişi esnasında patlaması sonucu 1 güvenlik görevlisi (GKK) ile 1 vatandaş vefat etmiştir.
1 Ekim: Şırnak ili Silopi ilçesi dağlık arazi kesiminde, bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile karşılaşılması üzerine teröristler tarafından açılan ilk ateşte 1 güvenlik görevlisi şehit olmuştur.
27 Eylül: Şırnak ili Uludere ilçesi, Heştir boğazı baraj inşaatında çalışan sivil aracın, bölücü terör örgütü mensupları tarafından döşenmiş el yapımı mayına basması sonucu, araçta bulunan 1 vatandaş hayatını kaybetmiş, 1 vatandaş yaralanmıştır.
22 Eylül: Hakkâri ili Çukurca ilçesi Üzümlü köyü bölgesinde bir vatandaş, küçükbaş hayvanların otlatılması esnasında, bölücü terör örgütü mensupları tarafından döşenen mayına basma sonucu hayatını kaybetmiştir.
11 Eylül: Diyarbakır ili Kulp ilçesinde, bölücü terör örgütü mensuplarınca döşenmiş el yapımı mayının patlaması sonucu, 1 vatandaş vefat etmiş 1 vatandaş yaralanmıştır.
10 Eylül: Van ili Başkale ilçesi Albayrak Hudut Taburu Bölgesinde, yapılmakta olan arama-tarama faaaliyeti esnasında, bölücü terör örgütü mensupları tarafından döşenmiş mayına basma sonucu yaralanan Askeri personelden bir Askeri personel kaldırıldığı hastanede şehit olmuştur.
9 Eylül: Van ili Başkale ilçesi Albayrak Hudut Taburu Bölgesinde, yapılmakta olan arama-tarama faaaliyeti esnasında, bölücü terör örgütü mensupları tarafından döşenmiş mayına basma sonucu 1 Askeri personel şehit olmuş, 7 Askeri personel yaralanmıştır.
8 Eylül: Eruh Kırsalında çıkan çatışmanın devamında 8 Eylül 2009 gecesi 2 Askeri personel şehit olmuştur.
8 Eylül: Çukurca Kırsalında yapılmakta olan arazi arama ve tarama faaliyeti esnasında; 8 Eylül 2009 günü bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile çıkan çatışmada 1 Askeri personel şehit olmuştur.
8 Eylül: Eruh Kırsalında yapılmakta olan arazi arama ve tarama faaliyeti esnasında; 8 Eylül 2009 günü bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile çıkan çatışmada 5 Askeri personel şehit olmuş, 3 Askeri personel yaralanmıştır.
4 Eylül: Diyarbakır ili Kulp ilçesi dağlık arazi kesiminde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından döşenmiş mayına basma sonucu bir vatandaş hayatını kaybetmiştir.
30 Ağustos: Alınan bir duyum üzerine Hakkari bölgesinde yapılmakta olan arazi arama ve tarama faaliyeti esnasında; 30 Ağustos 2009 günü bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile çıkan çatışmada bir Astsubay, 3 Uzman Jandarma Çavuş olmak üzere 4 askeri personel şehit olmuştur.
11 Ağustos: Şırnak ili Uludere ilçesi Heştir Boğazı bölgesinde meydana gelen patlama sonucu; bölgede yol yapımında kullanılan iş makinelerinin emniyetini sağlamakla görevli bir güvenlik görevlisi şehit olmuş, bir güvenlik görevlisi ise yaralanmıştır.
21 Temmuz: Şırnak ili Merkez ilçesi Küpeli dağı bölgesinde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanmış el yapımı mayının patlaması sonucu 1 güvenlik görevlisi şehit olmuştur.
12 Temmuz: Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde, Kerkük-Yumurtalık boru hattının emniyeti maksadıyla görev yapan güvenlik güçlerine, bölücü terör örgütü mensupları tarafından taciz ateşi açılmış, anında karşılık verilmesi üzerine teröristler kaçmıştır. Teröristler tarafından açılan ilk ateş sonucu 1 Geçici Köy Korucusu (GKK) şehit olmuştur.
8 Temmuz: Siirt ili Eruh ilçesi Görendoruk köyü bölgesinde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanmış patlayıcı maddenin infilak etmesi sonucu 1 vatandaş hayatını kaybetmiştir.
6 Temmuz: Şırnak ili Silopi ilçesinde, Hezil Barajı yol yapımında çalışan işçileri taşıyan sivil aracın, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanmış mayına basması sonucu, araçta bulunan 4 vatandaş hayatını kaybetmiş, 9 vatandaş yaralanmıştır.
22 Haziran: Hakkâri ili Şemdinli ilçesinde bölücü terör örgütü mensupları tarafından açılan taciz ateşi sonucu yaralandığı 325 numaralı olay ile bildirilen 1 güvenlik görevlisi, tedavi gördüğü Ankara GATA Hastanesinde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur.
19 Haziran: Tunceli ili Merkez ilçesi dağlık arazi kesiminde, bir grup bölücü terör örgütü ile karşılaşılması üzerine çıkan çatışmada 1 güvenlik görevlisi şehit olmuştur. Bölgede operasyona devam edilmektedir.
13 Haziran: Hakkari ili Yüksekova ilçesi dağlık arazi kesiminde bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile karşılaşılması üzerine, teröristler tarafından açılan ilk ateş sonucu 1 güvenlik görevlisi şehit olmuştur.
7 Haziran: Şırnak ili Uludere ilçesi dağlık arazi kesiminde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanan mayının patlaması sonucu 1 GKK şehit olmuş, 2 GKK yaralanmıştır.
5 Haziran: Hakkari ili Çukurca ilçesinde mayın patlaması sonucu yaralandığı 277 numaralı olay ile bildirilen 1 güvenlik görevlisi, tedavi gördüğü Ankara GATA Hastanesinde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur.
4 Haziran: Şırnak ili Merkez ilçesi dağlık arazi kesiminde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanan mayının patlaması sonucu bir güvenlik görevlisi şehit olmuş 3 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
27 Mayıs: Hakkâri ili Çukurca ilçesi Uzundere yolu üzerinde, güvenlik güçleri tarafından icra edilen emniyet görevi esnasında, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanan mayının patlaması sonucu 6 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 8 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
25 Mayıs: Tunceli ili Merkez ilçesi dağlık arazi kesiminde, bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile karşılaşılması üzerine teröristler tarafından açılan ilk ateşte 1 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 1 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
20 Mayıs: Siirt ili Pervari ilçesi dağlık arazi kesiminde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanan patlayıcı maddenin infilak etmesi sonucu 1 vatandaş hayatını kaybetmiştir.
15 Mayıs: Siirt ili Eruh ilçesi Yassıdağ bölgesinde bir grup bölücü terör örgütü mensubu ile çıkan çatışmada 4 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Çatışmada 1 Geçici Köy Korucusu şehit olmuş, ikisi Geçici Köy Korucusu olmak üzere 3 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
14 Mayıs: Mardin İli Nusaybin ilçesi dağlık arazi kesiminde bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklanmış mayına basma sonucu yaralandığı 232 numaralı olayla bildirilen güvenlik görevlisi, tedavi gördüğü Diyarbakır Asker Hastanesinde şehit olmuştur.
11 Mayıs: Hakkâri ili Çukurca ilçesi dağlık arazi kesiminde, bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklanmış mayına basma sonucu 1 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 2 güvenlik görevlisi yaralanmıştır.
9 Mayıs: Şırnak ili Merkez ilçesi dağlık arazi kesiminde, bölücü terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanmış patlayıcı madde düzeneğinin, sivil bir aracın geçişi esnasında patlaması sonucu, araçta bulunan 2'si korucu olmak üzere 5 vatandaş hayatını kaybetmiş, 2 vatandaş yaralanmıştır.

Odatv.com